Askeri Psikiyatri: Normallik üzerine ali cengiz oyunları
filed in Lorem Ipsum on Tem.04, 2009
Mehmet Bal, 14 Kasım 2002 tarihinde İskenderun Askeri Hastanesi Psikiyatri KliniÄŸi’ne götürüldü ve orada “gözlem” altına alındı. Birden Einstein’ın “izafiyet teorisi” canlandı gözümde… Orduya göre Mehmet’in psikiyatrik bozukluÄŸu olmalı ki onu psikiyatri servisine kaldırdılar. Bana göre de tam tersi bir durum mevcut. Ayrı “koordinat sistemleri”ndeyiz elbette, ondan olsa gerek. İlginçtir ki örgütlü ÅŸiddeti, tahakkümü, emir alıp verme iliÅŸkilerini reddettiÄŸini söyleyen bir adamı tekmeleyen, hazırola geçmediÄŸi için ayaklarını prangalayıp, pranga zincirlerine bir de asma kilit taktırarak zorla esas duruÅŸa geçirten albay deÄŸil psikiyatri kliniÄŸine götürülen… Yine ilginçtir ki Mehmet’i yere yatırarak zorla da olsa traÅŸ etmesi söylendiÄŸinde bu emirleri uygulamakta tereddüt etmeyen askerlerin, ilerde ne yaptıklarının farkına vardığı zaman bir psiÅŸik sorun yaÅŸayabileceÄŸi ihtimali de gelmiyor kimsenin aklına…
Bu yüzden askeri psikiyatri üzerine yazmaya karar verdim. Ama iyi bir tahlil yapmak için sanırım orduların geliÅŸimi üzerine gitmekte yarar var. SavaÅŸ terminolojisini müsaade ederseniz pek bilmiyorum ama yine de hatırladığım kadarıyla önemli ayrıntıları hani ÅŸu ünlü deyiÅŸi -”Tüfek icad oldu, mertlik bozuldu”- milat kabul edip, 1. Dünya Savaşı’na hazırlanan Alman ordusunu model alarak anlatmaya çalışayım: Düzenli bir orduda tüfekleri etkili bir ÅŸekilde kullanabilmek için 15-16 kadar sıralı hareketi kusursuz bilmek ve uygulayabilmek gerekiyordu. Sıkıcı bir iÅŸlemdi ama etkili olabilmesi için bu ÅŸarttı. TüfeÄŸin savaÅŸlarda kullanılmaya baÅŸlamasından sonra da savaÅŸ stratejileri deÄŸiÅŸti ve düzenli ordular geniÅŸ “hat”larda açarak birbirlerine çok yakın mesafede savaÅŸtı. Alman, Fransız ve İngiliz orduları bu stratejileri hem teoride hem de bizzat savaÅŸlarda uygulayarak geliÅŸtirdi ve özellikle Alman ordusunun yapılanması Osmanlı ordusu tarafından “ithal” edildi. Aslına bakarsak çok sıkı bir disiplin gerektiren bu yapılanma, itaatkarliÄŸe alışmış Osmanlı’ya son derece uygundu. Ama hem ordu içindeki yeniliklere ayak uyduramayacağını zanneden bazı askerler, hem de kendi maaÅŸlarının çok çok fazlasını alan Alman subayları kıskanan Osmanlı subayları, sessiz bir direniÅŸ baÅŸlattılar. Böylece “ithal militarizm” sadece eÄŸitilen bir birliÄŸin, bir törende kaz adımlarıyla gösteriÅŸ içinde yürüyen askerleri ile sınırlı kaldı. Osmanlı’yı savaşın içine çekmeye çalışan Almanlar, savaşın ancak kendi orduları gibi yetiÅŸtirilmiÅŸ disiplinli bir ordu ile kazanılabilineceÄŸine inandıkları için Osmanlı’ya neredeyse herÅŸeyi vaat ederek Osmanlı ordusu içinde kendi modellerini kısmen de olsa kurmayı baÅŸardılar. Sonuçta Osmanlı militarizmi, dolayısıyla ardından da Türk militarizmi bu mirastan etkilendi.
Alman militarizminin geliÅŸimini biraz daha inceleyelim. YaÅŸadığımız topraklardaki yansımalarını hemen görebileceÄŸinize inanıyorum çünkü: Alman ordusunda etkili olan silah tüfeÄŸin kendisi deÄŸil, tüfekle beraber, tüfeÄŸi kullanmak için gerekli olan sıralı hareketleri kusursuz yapabilen asker ve tüfeÄŸiydi. Ordunun insan kaynağı da genelde zorunlu olarak askere alınan, hiç bir bedel ödemeye de gücü olmayan köylü ve kasabalı, eÄŸitimsiz genç erkeklerdi. Kibirli Alman subayları da, beceriksiz olarak gördüğü bu genç erkekleri, aşırı bir disiplin ile savaÅŸabilir bir “düzey”e getiriyordu. Elbette bu disiplin sadece tüfeÄŸin nasıl kullanılacağını öğretmek ile sınırlı deÄŸildi. Askerlerin birlik içinde yapacağı her hareket, nasıl yemek yiyeceÄŸi, nasıl selam vereceÄŸi v.b. aklınıza gelebilecek herÅŸey talimatlar ile belirleniyor ve askerlere bir edimleri hakkında düşünme fırsatı dahi verilmiyordu. Böylece söyleneni, söylendiÄŸi ÅŸekilde yapan ve kusursuz iÅŸleyen bir makina yaratıldı. Yapılan tüm vatanseverlik propagandalarına raÄŸmen askerlik sevilerek yapılan bir meslek deÄŸildi ve zorunluluk olmasa neredeyse hiç bir Alman’ın asker olmak gibi bir niyeti yoktu ve asker kaçaklarının sayısından da bu gerçek anlaşılabiliyordu. Alman ordusu firariler ve itaat etmeyi reddeden askerler ile baÅŸedebilmek için çeÅŸitli yöntemler geliÅŸtirmeye baÅŸladı. Bu yöntemlerden bir tanesi de “geliÅŸen” askeri psikiyatrinin yöntemleri idi. Firar eden, emirleri algılamakta ve uygulamakta zorluk çeken askerler önce cezalandırılarak “eÄŸitilmeye” çalışılıyordu. Bütün ısrarlara ve “özen”e raÄŸmen uyum saÄŸlayamayan askerler ise askeri psikiyatri hastanelerine gönderiliyor ve orada “tedavi” edilmeye çalışılıyordu. Örgütlü bir savaÅŸ karşıtı hareket olmadığından, politik sebeplerle askerliÄŸe direnen insanlar neredeyse yoktu. Bu yüzden herkesin uyabildiÄŸi bir düzene uymamak ancak bir hastalık olabilirdi ve tedavi edilmesi, tedavi edilemiyorsa ayıklanması, kusursuz makinanın iÅŸlemesi için önemli bir gerekti. Askerlik yapmak istemeyen askerler, psikiyatri hastanelerinde hastalıklarını ispat ederek askerlikten kurtulabileceklerini keÅŸfettiklerinde, ordu bu hastanelerin “tedavi” yöntemlerini de ağırlaÅŸtırdı ve psikiyatri hastaneleri bir kaçış yolu olmaktan çok, cezai bir yaptırım haline dönüştü.
II. Dünya savaşı öncesi, basit söylemleri ama ÅŸaaÅŸalı üniformaları ve gücü temsil eden geçit törenleri ile Nazi partisi Almanya’yı tekrar “toparlamaya” baÅŸladı. Gerçi kurum sivildi ama tüm hareketleri, giysileri ve sembolleri ile asker çaÄŸrışımları vardı. Zamanla insanlar birbirlerine yollarda o meÅŸhur selamı vermeye baÅŸladı ve sivil-asker ayrımı ortadan kalktı. Nazilerin iktidara yürümesinden sonra militarizm, Almanya’da tek seçenek haline dönüştü. En basit günlük iÅŸler bile Alman disiplinine “yaraÅŸacak” ÅŸekilde yapılmaya baÅŸlandı. Alman toplumu geliÅŸen iletiÅŸim araçlarının da etkisiyle sürekli tektipleÅŸtirildi, sistemli bir ÅŸekilde militarizasyon sürecinden geçirildi. Daha önce iÅŸe yaramayan propanda yöntemleri bu sefer iÅŸe yaradı ve kitleler hiç bir fikri deÄŸeri olmayan bir kaç basit cümle ile ne istenirse yapabilir bir hale geldi. Hiç kimse yaptıklarının sonucu ile ilgilenmedi ve sadece yaptı. Böyle bir militarist süreçten geçen sıradan Alman halkı, muazzam bir gücün parçası olmayı kabul etti. SavaÅŸta mühendisler gaz odalarını tasarladı, teknikerler ve işçiler kağıt üzerindeki çizimleri gerçeÄŸe dönüştürdü, kimyagerler ölüm gazlarını yarattı, kamplardaki askerlerin bir kısmı esirleri soydu, saçlarını kazıdı, bir kısmı esirleri odalara götürdü, bir tanesi gaz musluÄŸunu açtı, baÅŸka biri fırınları yaktı ve baÅŸkaları da külleri attı. Bu süreç bir ekmek fırını iÅŸletir gibi kesintisiz devam etti.
Bütün bu koÅŸullara raÄŸmen askerliÄŸe yüksek perdeden seslerle olmasa da direnen insanlar çıktı. Askerden kaçtılar, firar ettiler, saklandılar. Binlercesi yargılanmadan kurÅŸuna dizildi. Toplum tarafından vatan haini ilan edilip dışlandı. Birliklerinden firar etmeyi baÅŸaran askerler, sivil giysileri olmadığından hemen tanındı ve ihbar edildi. Böylece çoÄŸu yakalandı. Yakalananlardan ya da itaatsizlerden “iÅŸe yarayabileceÄŸi” düşünülenler tedavi edilmeye çalışıldı. Nazi Almanya’sında askeri psikiyatrinin “tedavi” yöntemleri de faÅŸizmin getirdiÄŸi “rahat davranma kabiliyeti” ile daha da “geliÅŸti”. Alman idealine uymayan askerler, topluma “geri kazandırılmaya” çalışıldı. Askerler üzerinde uygulanan çeÅŸitli yeni deneyler ile, kobay olmaya itiraz etme hakkı olmayan, aksi halde öleceÄŸini bildiÄŸi için itiraz edemeyen askerler sayesinde “bilim” ilerledi. OrtaçaÄŸda da uygulanan yöntemlere ek olarak elektrik ÅŸokları gibi iÅŸkenceler sıradanlaÅŸtı. “Tedavi” olmaya ısrarla direnen askerler ise bir daha haber alınmamak üzere ağır koÅŸulları olan çalışma kamplarına, yani ölüme gönderildi. İşte militarizm tarihte insanlığa bunları layık gördü.
Yenilgiden sonra düş kırıklığı yaÅŸayan Alman halkında büyük bir çoÄŸunluk, zamanla Almanya’da yaÅŸananların, savaÅŸların ve militarizmin ne demek olduÄŸunu anladı. İnsanlar militarizme karşı örgütlenmeye, askerliÄŸi reddetmeye ve sonucunda tutuklanmaya, çeÅŸitli iÅŸkenceler görmeye baÅŸladılar. Bu harekete katılanlar toplumdan da geniÅŸ bir destek aldılar. GeliÅŸen teknoloji ile silahlar da geliÅŸti ve ordu daha öncekinden farklı bir insan kaynağına ihtiyaç duymaya baÅŸladı. Yani Alman militarizmi, büyüyen anti-militarist hareketten de fayda saÄŸladı ve “vicdani ret” hareketini yasallaÅŸtırarak orduda “pürüz” olabilecek “unsur”ları baÅŸtan ayıklamayı baÅŸardı. Orduya hizmet etmeyecek birsürü insandan da alternatif sivil hizmet ile faydalanmayı da elbette unutmadı.
Artık modern ordular için personelinin kadın ya da erkek olması, eÅŸcinsel olup olmaması hatta politik fikirleri bile pek önemli deÄŸil. Tek önemli olan ÅŸey, “iÅŸini” iyi yapması. Çok uluslu ÅŸirketler gibi çalışıyorlar ve her çalışanın bir uzmanlık alanı var. Çok iyi bir maaÅŸ, hiç biryerde bulamayacağınız, duysanız imreneceÄŸiniz kadar sosyal imkan, sohbet ettiÄŸinizde hayran kalabileceÄŸiniz özelliklerde çalışanları var. BireyselliÄŸe de çok önem veriyorlar ve herbirinin bir sürü ilgi alanı, yetenekleri geliÅŸmiÅŸ ve neredeyse çok “özgür” bir hayat yaşıyorlar. Yani ÅŸu anda bir çok Alman için orduda çalışmak bulunmaz bir nimet.
Ama savaÅŸlara karar verenlerin ağızları açıldığında, o”uzman”lardan birisi kıtalararası bir füzeyi hedefine göndermek için düğmeye basacak, 10 dakika sonra saatlerce uÄŸraÅŸsa da sayamacağı kadar insan ölecek ama o bunu görmeyecek ve akÅŸam evine gidip sıcak yuvasında kahvesini içerken çocukları ile ÅŸakalaÅŸacak, arkadaÅŸları ile ertesi günler için eÄŸlenceli planlar yapacak.
Türk ordusu da hızla profesyonelleÅŸme yolunda ilerliyor. Neydi o reklam? “Zetina dikiÅŸ makinası, her genç kızın rüyası”… Evet, İktidarın bekası için her devletin rüyası, modern ve etkin bir ordu. Yani bu topraklarda da bir gün hiçbirimiz zorla askere çağırılmadığımız bir an yaÅŸayacaksak, Almanya tarihine benzer ÅŸeyler yaÅŸayacağız sanırım.
Evet, sonuçta Mehmet Bal bunların hiçbirini engelleyemedi. Hatta belki de hiç birimiz durduramayacağız bile. Böyle korkunç bir makine karşısında ne yapabiliriz ki, deÄŸil mi? Ama Mehmet; bütün bunlara raÄŸmen askerliÄŸi, “normalleÅŸmeyi” ve “tedavi” olmayı reddetti. Böyle bir sevinç olabilir mi bilmiyorum ama 1 ay yaÅŸadığı iÅŸkence ile de kurtuldu. Darısı hiç birimizin başına…
UÄŸur Yorulmaz
Cevap Yaz