Yüzüklerin Efendisi(!)
filed in Sinemasal on Tem.04, 2009
“Güzel bir kitap okudum” veya “güzel bir film izledim” demek için kullandığınız kriterler nelerdir? O kitabın ya da filmin sizi içine alıp bambaÅŸka bir gerçeklik içinde bir süre dolaÅŸtırıp sonra da “keÅŸke bitmeseydi” duygusuyla koltuÄŸunuza geri bırakması mı? EÄŸer kriteriniz bu ise, doÄŸrudur, Yüzüklerin Efendisi kitabı ve filmi güzeldir. Ama bence kriter olarak bundan daha fazlasınına ihtiyacımız var; çünkü bir eserin “baÅŸarısı” ardında büyük kötülükler barınabilir.
Özellikle fantastik edebiyatın kilometre taşı olarak kabul edilen Yüzüklerin Efendisi kitabı ve yıllar sonra onun sinemaya uyarlanması bu açıdan incelenmeye değer. Bu inceleme, eleştirel yaklaşımı fantastik edebiyatın, fantastik çizgi romanların ve fantastik sinemanın diğer örneklerine de uygulamak üzere bize bir yöntem sunabilir.
Ben kitabı Metis Yayınları tarafından ilk yayınlandığı zaman okudum, daha doğrusu okumaya başladım; çünkü önce 1. cilt çıktı ve 2. cildin yayınlanması için epeyce beklemek zorunda kaldık. Ve nihayet 3. cilt aylar sonra yayınlanınca kitabın okuması uzun bir süreçte tamamlanabilmiş oldu. Hakkını vermek gerekir ki, J.R.R. Tolkien usta bir yazardır (toprağı bol olsun). Ortaya çıkardığı yapıt görkemli ve inceliklidir.
Görkemli ve incelikli yapıtlar bize nüfuz ederler; daha doğrusu nüfuz edebildikleri ölçüde görkemli ve incelikli olurlar. Bu yapıtların içimizde bıraktıkları/yarattıkları hislerin nitelikleri ise ayrı bir şeydir. Bir eseri güzel kılan onun sadece nüfuz etme başarısı mıdır? Bence hayır; içimizde bıraktıkları şeylerin niteliği de önemlidir. Bir sanat eseri hakkında fikir oluştururken bu sübjektif kriteri gözden uzak tutamayız.
Yüzüklerin Efendisi kitabının ana temalarını hatırlamaya çalışalım. Önce bizi olumlanan bir sosyal ortam karşılıyor: Hobbit ülkesi. Bu ülke barış, huzur dolu bir yerdir. YeÅŸil çayırları, küçük ama hayatın tüm zevklerini sunan barınakları, sevimli kısa boylu neÅŸe dolu sakinleri ile bir “cennet ülke”. Burda bir ÅŸeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Fantastik edebiyatın taşıyıcı sütunlarından biri olan ve kitabın devamında da tutarlı bir ÅŸekilde yer alacak bir “denklik” kurmuÅŸtur Tolkien: her ülkenin farklı bir sosyal ortamı vardır ve her ülkenin sakinleri de buna uyumlu ÅŸekilde fizyolojik olarak farklıdır; hatta diyebiliriz ki farklı türlerdir. Birbirinden tamamen farklı türlerin tümüyle “insansı” temellerini korumaları, fantastik sanatın çok kullandığı bir özellik olmuÅŸtur. Ama iÅŸte bu denklik ÅŸunu söylüyor: aynı dünyayı paylaÅŸarak farklı deÄŸerleri temsil eden bu varlıklar hem insan hem farklı türlerdir. Bu bana bir ÅŸeyi hatırlatıyor: ırkların fizyonomik farklılıklarını sahip oldukları deÄŸerlerdeki farklılıkla, hatta yalınkat iyilik ve kötülükle baÄŸdaÅŸtırmak yani ırkçılık. Tolkien bence daha da ileri gidiyor: bu farklı ırkların herbirini sınırları belli ülkelere paylaÅŸtırıyor: buna da en koyusundan milliyetçilik demeyeceÄŸiz de ne deyeceÄŸiz? Ortaya Nasyonal Rasist gibi enteresan bir kombinasyon çıkıyor. Oysa kitabın tümüne bakınca, bir çok eleÅŸtirmenle aynı kanıyı paylaÅŸmamak mümkün deÄŸil: Yüzüklerin Efendisi bir II. Dünya Savaşı eÄŸretilemesi gibidir ve bu eÄŸretilemede Naziler (Nasyonal Sosyalistler) kötülerle özdeÅŸleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu durum yukardaki analizi çökertir mi? Hayır. Bir insan hem nasyonalist, hem ırkçı hem de Nazilere karşı olabilir; eÄŸer Alman deÄŸilse. Tolkien de Alman deÄŸildir; II. Dünya Savaşı sırasında İngiltere’dedir ve aslen Güney Afrika’lıdır. Elbette ki Güney Afrikalı olması bizi TolkienleÅŸtirmesin, yani buna dayanarak onun bir ırkçı olduÄŸunu iddia edemeyiz ama ırkçılığın gündelik hayatın bu derece içine sinmiÅŸ olduÄŸu bir ülkede yaÅŸamak, insanı ırkçılık konusunda olumlu veya olumsuz bir saf tutmaya itecektir kuÅŸkusuz. Tolkien’nin ırkçılık karşısında bir tutum takındığı yönünde hiç bir emare bulamadım Yüzüklerin Efendisi’nde.
Devam edelim; hatırladığım ikinci tema Frodo’nun üstlendiÄŸi önemli görev. Diyebiliriz ki o dünyanın kaderi Frodo’nun elindedir. Yani Frodo bir “misyon” sahibidir. Dünyayı kurtarma misyonu sahibi kahramanlar, fantastik edebiyatta çok rastlanılan baÅŸka bir öğedir. Ama sadece orda deÄŸil, baÅŸka yerlerde de bu öğeye sık rastlarız: militarizmde. Zaten kitap, hem hacimsel hem vurgu anlamında bir macera kitabı olduÄŸu kadar -belki de daha fazla- bir savaÅŸ kitabıdır. Yüzüklerin Efendisi’nin en yoÄŸun teması savaÅŸtır. Tolkien savaÅŸa nasıl yaklaşır? Bir kere bu bir misyon savaşıdır, yani gerekli, meÅŸru, kaçınılmaz ve bu baÄŸlamda da olumlu. Kitapta savaÅŸlar teknik, taktik, stratejik detaylarıyla, kahramanlık öyküleriyle, kitlesel coÅŸkusuyla soluk soluÄŸa okunacak ÅŸekilde anlatılmıştır. Neredeyse bizi o savaÅŸa katılmaya davet etmektedir. Üstelik bu öyle bir savaÅŸtır ki, “iyi” ve “kötü” en yoÄŸun halleriyle karşı karşıya gelirler. “İyi ordu” en küçük rütbelisine kadar iyi, “kötü ordu” tabir caizse “tırnaklarının ucuna kadar kötü”dür. Bu ne manaya geliyor? Ne yazık ki korkunç bir manaya: GENOSİT. Düşünün ki iki ulus savaşıyor; bir taraf yayılmacı yani kötü, diÄŸer taraf da meÅŸru müdafa halinde yani iyi. Örnek olarak Vietnamlıları ve Amerikalıları alalım. Tolkien’in eseri bu durumu şöyle yorumluyor: EÄŸer Vietnamlılar iyi ise, kötü Amerikalıları beÅŸikteki bebeklerine kadar öldürme hakkına hatta misyonuna sahiptir. Yani tıpkı Mordor gibi, Amerikalı deniz piyadelerini o topraklara sürükleyen ÅŸey merkezi iktidar deÄŸil, her Amerikalının kanındaki alyuvarlara bile sinmiÅŸ olan katıksız kötülüktür. Bu nedenle Tolkien’in savaşı, kötülerin yalnızca liderinin iktıdardan düşürülmesi ile deÄŸil, ne kadar mordorlu varsa hepsinin yokedilmesi ile kazanılabilir.
Tolkien’e fazla yüklendiÄŸimi düşünüyorsanız, sabredin; daha bitmedi.
Yüzüklerin Efendisi’nde kaç tane kadın hatırlıyorsunuz? Ben bir Elf Kraliçesi, bir de erkek gibi savaÅŸan soylu bir kadın hatırlıyorum. Yani bu kitabın kapıları sadece erkeklere denk bir güce sahip olan kadınlara açılıyor; kontenjanı da çok sınırlı. Üstelik bunca farklı “tür” insansı yaratık ince ince tasvir edilip anlatılıyor ama bunların nasıl ürediÄŸine dair en ufak bir anlatı bulamıyoruz. Tolkien kadın olarak davranan kadınları bu erkek dünyaya layık görmediÄŸi için olsa gerek, seksten bahsetmeyi hiç sevmiyor. Bence bu kitabın yazarı gerçek bir seksisttir.
Bu ve daha bahsetmediÄŸimiz diÄŸer nedenlerle (gücü yüceltme, sadakat vb) ben, Yüzüklerin Efendisi kitabının ve ne kadar ustalıkla yapılmış olursa olsun aynı isimli filminin, “kötü” olduÄŸunu düşünüyorum.
Sanıyorum sanat eserlerine bu tür bir yaklaşım gereklidir ve sanatı herşeyden kopuk apayrı bir kategori olarak niteleyen kapitalist sisteme karşı yürütülmesi gereken mücadelenin bir metodudur; hele hele sinemanın en büyük manipülasyon araçlarından biri haline getirildiği bu çağda.
Sabri Cuha
Cevap Yaz