İspanyol Devriminde Anarşizm
filed in AnarÅŸizm, Tarih, featured articles on Tem.03, 2009
Bu yazı, giriÅŸ kısmını Noam Chomsky’nin yazdığı “Anarchism: From theory to Practice” adlı kitabının III. kısmından (Devrimci Pratik’te AnarÅŸizm) çevrilmiÅŸtir. Fransızcadan İngilizceye tercüme eden: Mary Klopper.

Çevirenin Notu: Çevirenin metine yaptığı eklemeler, açıklamalar vb, [...] ile gösterilmiştir.
A. SOVYET SERABI
Sübjektif bilinçlilik ve objektif gerçeklik arasındaki zamansal farkı tarihte devamlı görürüz. Rus anarÅŸistlerinin ve Rus damasına tanıklık edenlerin 1920′ler gibi erken bir zamanda çıkardığı dersler, ancak yıllarca sonra bilinir, kabullenilir ve paylaşılır hale geldi. Dünyanın altıda biri üzerinde zafer kazanan ilk proleter devrim o kadar prestije sahipti ki, o kadar göz kamaÅŸtırıcıydı ki, işçi sınıfı hareketi bu etkileyici örnekle uzun süre hipnotize edilmiÅŸ bir halde kaldı. Rus sovyetlerinin yansımasındaki “Konseyler”, sadece İtalya’da deÄŸil, gördüğümüz üzere [baÅŸta] Almanya, Avusturya ve Macaristan olmak üzere her yere yayıldı. Almanya’da konseyler sistemi Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in Spartaküs Ligi programının temel maddesiydi.
1919′da Bavyera Cumhuriyeti’nin baÅŸkanı Kurt Eisner Münih’te bir suikastla öldürüldü. Bunu takiben liberter yazar Gustav Landauer önderliÄŸinde Sovyet Cumhuriyeti ilan edildi; fakat karşı-devrimle o da öldürüldü. Arkadaşı ve dava yoldaşı, anarÅŸist ÅŸair Erich Muhsam işçileri savaÅŸ taburları [kurarak] deÄŸil, Rus ve Macar örneklerinde görüldüğü üzere konseyler oluÅŸturarak; [ve] böylece [de] yüzyıllarca süren köleliÄŸi sona erdirmek üzere kol kola girmeye çağırdığı “Rate-Marseillaise” (Konseyler Marseillaise’i) besteledi.
Ama 1920′de, Rate-Kommunismus (Konseyler Komünizmi)’ni savunan muhalefet grubu Komünist Parti’den ayrılarak Alman Komünist İşçiler Partisi’ni (KAPD) kurdu26. Konseyler fikri Hollanda’da da Hermann Gorter ve Anton Pannekoek’in başını çektiÄŸi benzer gruplara esin kaynağı oldu. Lenin ile olan ateÅŸli bir polemikte Gorter, Rus Devrimi’nin yıkılmaz liderini tamamen liberter bir tarzla şöyle cevaplamaktan çekinmemiÅŸti: “Halen kitlelere hakim olmayı hedeflemeyen ve onlara ihanet etmeyecek gerçek liderler arıyoruz. Onlara sahip olmadıkça da, her ÅŸeyin aÅŸağıdan yukarıya tarzda ve kitlelerin kendi üstlerinde oluÅŸturdukları diktatörlükle yapılmasını istiyoruz. EÄŸer bir daÄŸ rehberim olsa ve beni uçuruma doÄŸru yönlendirse, onsuz olmayı yeÄŸlerim.” Pannekoek, konseylerin eski dünyanın hükümet biçimlerinin –aynen Gramsci gibi o da [bu hükümet biçimleri ile] “BolÅŸevik Diktatörlük” arasında bir fark görmüyordu– yerini alacak kendinden-yönetim biçimleri olduÄŸunu savunuyordu.
Pek çok yerde, özellikle Bavyera, Almanya ve Hollanda’da anarÅŸistler konseyler sisteminin pratik ve teorik olarak geliÅŸmesinde olumlu roller oynadılar.
Benzer ÅŸekilde, İspanya’da anarko-sendikalistler Ekim Devrimi ile körleÅŸmiÅŸlerdi. CNT’nin Madrid kongresi27 (10-20 Aralık 1919) “Rus halklarının destanı tüm dünya proletaryasını elektriklendirdi” ÅŸeklindeki bildirgeyi kabul ediyordu. “Nasıl bir güzel kendini sevdiÄŸi erkeÄŸe hiç çekinmeden bırakıverirse”; kongre de gerçek bir emekçi enternasyonalinin kurulmasının temellerini saptamak üzere –evrensel bir emekçiler kongresinin düzenlenmesi umudunu barındırmakla beraber, devrimci karakteristiÄŸinden dolayı Komünist Enternasyonal’e geçici olarak katılmaya büyük bir çoÅŸku ile karar verdi. Karşı çıkan bir kaç zayıf ses duyuldu; Rus Devrimi “siyasi” bir devrimdi ve liberter [hürriyetçi - ing. libertarian] ülküleri ise içermemekteydi. Kongre bunları dikkate almayarak, 15 Temmuz 1920′de Moskova’da açılacak olan Üçüncü Enternasyonal’in İkinci Kongresine bir delege heyeti göndermeye karar verdi.
Ama bu süre zarfında aÅŸk uyuÅŸması zaten bozulmaya baÅŸlamıştı. İspanyol anarko-sendikalizmini temsil eden delegeye, uluslararası devrimci işçi-sendikası merkezinin kurulmasında yer alması amacı ile baskı yapılmaktaydı; ancak “siyasi erkin ele geçirilmesi”, “proletaryanın diktatörlüğü” gibi referanslar içeren ve işçi sendikaları ile komünist partiler arasında organik baÄŸlar kurulmasını öneren –ilkinin sonrakine tabii olması iliÅŸkisini belirsizce kamufle eden– bir yazı sunulunca, o da [İspanyol delegesi] artık durdu [gidiÅŸatı kabullenmemeye baÅŸladı]. Komünist Enternasyonal’in bir sonraki toplantısında çeÅŸitli ulusların işçi-sendikası örgütlerinin ilgili ülkelerin komünist partilerince temsil edilmesi ve proje halindeki Kızıl İşçi-Sendikası Enternasyonali’nin açıkça Komünist Enternasyonal ve ilgili ulusal altbirimlerince kontrol edilmesi hedefleniyordu. İspanyol konuÅŸmacı Angel Pestana, toplumsal devrimin liberter fikrini öne çıkararak şöyle diyordu: “Devrim asla bir parti çalışması deÄŸildir, olamaz. Parti’nin yapabileceÄŸinin en fazlası bir hükümet darbesi (ing. coup d’etat) oluÅŸumunu harekete geçirmektir. Ama hükümet darbesi bir devrim deÄŸildir”. Şöyle sona erdiriyordu [konuÅŸmasını]: “Siz bize komünist parti olmadan devrimin olamayacağını, siyasi erki ele geçirmeden özgürleÅŸmenin olamayacağını ve diktatörlük olmadan burjuvazinin yıkılamayacağını söylüyorsunuz; tüm bu savlar tamamen asılsızdır [ing. gratuitous].”
CNT delegesi tarafından ifade edilen çekincelerin ışığı altında, komünistler resmi açıklamanın “proletaryanın diktatörlüğü”ne dair kısmını gözden geçirme eÄŸilimi gösterdiler. Nihayetinde ise Rus işçi-sendikası lideri Lozovsky, Pestana’nın öne sürdüğü düzeltmeler olmadan, ama onun imzasını koyarak yazının ilk halini resmileÅŸtirdi. Troçki konuÅŸmacı kürsüsünden yaklaşık bir saat süre ile İspanyol delegesine saldırırken, Pestana saldırılara cevap vermek için zaman isteyince baÅŸkan tartışmaları bitirdiÄŸini ilan etti.
Pestana Moskova’da birçok ay geçirdikten sonra, bu zaman zarfında elde edindiÄŸi izlenimler nedeni ile oldukça hayal kırıklığına uÄŸramış bir ÅŸekilde 6 Ekim 1920′de Rusya’dan ayrıldı. Bunu takip eden Berlin ziyaretinden bahseden Rudolf Rocker, Pestana’yı “gemi enkazından kurtarılan” birisi olarak tanımlar. İspanyol yoldaÅŸlarına gerçeÄŸi söyleyecek yüreÄŸi yoktur. Bu, ona Rus Devrimiyle oluÅŸan müthiÅŸ umudun katledilmesi gibi geliyordu. İspanyol sınırını geçer geçmez hapse atılır ve böylece ilk konuÅŸan olmanın acılı yükünden kurtulmuÅŸ oldu.
1921 yazı boyunca, Kızıl İşçi-Sendikası Enternasyonali’nin kurulması [sürecinde] CNT’den farklı bir delegasyon yer aldı. CNT delegeleri arasında Joaquin Maurin, Andreas Nin gibi Rus BolÅŸevizminin genç takipçileri vardı, ama öte yandan sakin bir kafaya sahip Fransız anarÅŸisti Gaston Leval de yer alıyordu. Sessiz kalmaktansa, “burjuvazinin oyununa gelmekle” ve “karşı-devrime yardım etmekle” suçlanma riskini göze aldı. Kitlelere “Rusya’da baÅŸarısız olanın Devrim deÄŸil, ama Devlet olduÄŸunu” söylememek ve “yaÅŸayan Devrimin arkasından onu sakat bırakıp, öldürenin Devlet olduÄŸunu” göstermemek, sessiz kalmaktan daha kötü olacaktı. Bu ifadeleri kendisi Kasım 1921′de Le Libertarie’de kullanıyordu. BolÅŸeviklerle herhangi “dürüst ve sadık bir iÅŸbirliÄŸinin” olanaksızlığına kanaat getirerek, İspanya’ya dönüşünde CNT’e Üçüncü Enternasyonal’den ve yapay işçi sendikası baÄŸlaşığından çekilmesi yönünde tavsiyede bulundu.
Bu başlangıçtan hareketle Pestana ilk raporunu yayınlamaya ve bunu takiben de bir ikincisi ile onu ayrıntılandırarak Bolşevizm hakkındaki tüm gerçeği ortaya çıkarmaya karar verdi:
Komünist Partinin ilkeleri Devrimin ilk saatlerinde onayladığı ve resmen açıkladıklarının tamamen tersidir. Komünist Parti’nin ilkeleri, yöntemleri ve nihai amaçları Rus Devrimi’ndekilerin taban tabana zıttıdır…. Komünist Parti mutlak gücü eline geçirir geçirmez, komünist gibi düşünmeyen hiç kimsenin (o da kendi tanımlarına göre olmak üzere) hiçbir düşünme hakkına sahip olmadığını ilan etti…. Komünist Parti, Devrimin Rus proletaryasına saÄŸladığı tüm kutsal hakları reddetti.
Pestana, bunun da ötesinde Komünist Enternasyonal’in geçerliliÄŸi üzerine de şüphelidir; Rus Komünist Partisi’nin açık bir uzantısı dünya proletaryasının gözünde Devrimi temsil edemez.
Bu raporu Haziran 1922′de Zaragosa’da toplanan ulusal kongrede alan CNT; sendika cephesinden, yani Kızıl İşçi Sendikası Enternasyonali’nden çekilmeye karar verdi. Aynı zamanda Aralık’ta Berlin’de düzenlenecek olan uluslararası anarko-sendikalist konferansına –daha sonra “Uluslararası Emekçi BirliÄŸi”ni (AIT) meydana getirecek olan– bir delege grubu gönderilmesine kararlaÅŸtırıldı. Bu aslında gerçekten uluslararası deÄŸildi, çünkü önemli İspanyol gruplarının dışında, diÄŸer ülkelerde çok az sayıda katılımcının desteÄŸine sahipti.28
Bu kopuÅŸtan beri, Moskova İspanyol anarÅŸizmine karşı köklü bir nefret beslemektedir. CNT’den atılan Joaquin Maurin ve Andreas Nin, İspanya Komünist Partisine dahil oldular. Joaquin Maurin, 1924′de eski yoldaÅŸlarına ölümüne kadar savaÅŸ açtığını bildiren bir broşür yayınladı. “İşçi hareketinin elli yıldır süregelen bir anarÅŸist propagandanın izlerini taşıdığı bir ülkede, anarÅŸizmin tamamen ortadan kaldırılması zor bir iÅŸtir. Fakat onların üstesinden gelmeliyiz”. Bu tehdit sonradan uygulamaya geçirilecekti.
B. İSPANYA’DA ANARŞİST GELENEK
Böylece İspanyol anarÅŸistleri Rus Devrimi’nin derslerini oldukça çabuk sindirmiÅŸ oldular ve bu da onların antinomiançn01 bir devrim hazırlamasında önemli bir ilham kaynağı oldu. Otoriter komünizmin giderek yozlaÅŸması, komünizmin liberter biçiminin zaferinin saÄŸlanması konusundaki kararlılığı arttırdı. Sovyet serabı tarafından oldukça hayal kırıklığına uÄŸratılmışlardı ve Diego Abad de Santillan’ın sözleriyle anarÅŸizmi “bu karanlık dönemde tekrar canlanmanın son ümidi” olarak görüyorlardı.
Liberter devrimin temeli, halk kitlelerinin bilinçlerine ve liberter teorisyenlerin düşüncelerine oldukça iyi bir ÅŸekilde yerleÅŸmiÅŸti. Jose Peirats’a göre, anarko-sendikalizm “psikolojisi, mizacı ve tepkileri nedeni ile tüm İspanya’daki en İspanyol olan” ÅŸeydi. Karmaşık bir geliÅŸmenin iki yönlü bir ürünüydü. Hem kırsal yaÅŸam koÅŸullarının oldukça eski haliyle sürdüğü azgeliÅŸmiÅŸ bir ülkenin gerilik durumuna, hem de bazı alanlardaki endüstrileÅŸmeden doÄŸmuÅŸ olan modern proletaryanın büyümesine uygun düşmekteydi. İspanyol anarÅŸizminin biricik özelliÄŸi, geçmiÅŸ ve geleceÄŸin ilginç bir karışımı olmasıydı. Bu iki eÄŸilim arasındaki birleÅŸim mükemmel olmaktan oldukça uzaktı.
1918′de CNT yarım milyondan fazla sendika üyesine sahipti. Endüstriyel alanda, Katalonya’da ve daha az ölçüde olmak üzere Madrid ve Valencia’da güçlü idi;29 fakat aynı zamanda, yerel kahramanlık ve kooperatif ruh ile harmanlanmış olan köy komünalizmi geleneÄŸini koruyan yoksul köylüler arasında, kırsal alanda da derin köklere sahipti. 1898′de yazar Jaoquin Costa tarımsal kolektivizmin bu süregelmiÅŸliÄŸini tanımlıyordu. Hala Pek çok köy, topraksızlara ayrılan ya da diÄŸer köylerle ortaklaÅŸa olarak hayvan yemlenmesi veya diÄŸer komünal amaçlarla kullanılan alanların bulunduÄŸu ortak mülkiyete sahipti. Güney’de, büyük ölçekli toprak sahipliliÄŸinin olduÄŸu bölgede, günlük tarımsal işçiler toplumsallaÅŸtırmayı [ing. socialisation] toprağın bölünmesine tercih ediyorlardı.
Bunun da ötesinde, onyıllarca kırsal kesimde küçük popüler broşürler aracılığı ile sürdürülen anarşist propaganda tarımsal kolektivizm için bir temel hazırlamıştı. CNT, özellikle güneyin (Endülüs), doğunun (Valencia civarındaki Levant [Doğu Akdeniz bölgesi] alanında) ve kuzeydoğunun (Aragon, Zaragosa civarında) köylüleri arasında güçlüydü.
Hem sanayide hem de tarımda [sahip olunan] bu çifte taban, İspanyol anarko-sendikalizminin liberter komünizminini belli ölçülerde birisi komünalist, diÄŸeri sendikalist olmak üzere [iki] farklı yöne doÄŸru ÅŸekillendirdi. Komünalizm daha fazla yerel ve daha kırsal bir ruhta ifade edilmekteydi, şüpheye yer vermeyecek ÅŸekilde temel kalesi Endülüs idi. DiÄŸer yandan sendikalizm ise daha ÅŸehirliydi ve bütünlükçü [ing. unitarian] bir ruha sahipti –aynı zamanda da daha kuzeyli, çünkü ana merkezi Katalonya idi. Liberter teorisyenler ise bu konuda bir ölçüde dağınık ve bölünmüş haldeydiler.
Bazıları Kropotkin ve onun öğretisine, ama bu ilkel köy toplumunun İspanyol geleneÄŸi ile özdeÅŸleÅŸtirdikleri Orta ÇaÄŸ’ın komünlerinin basit bir idealleÅŸtirilmesine kalpten baÄŸlıydılar. Favori sloganları ise “özgür komün” idi. 1931′de Cumhuriyetin kurulmasını takiben yaÅŸanan köylü ayaklanmaları sırasında liberter komünizm içinde Pek çok ve farklı pratik deneyimler yaÅŸandı. Bazı küçük [küçük toprak sahibi] çiftçiler, özgür karşılıklı anlaÅŸmalar yoluyla oluÅŸan gruplar [sayesinde] çalışmayı, kârı eÅŸit olarak paylaÅŸmaya ve tüketimlerini “ortak bir havuzdan saÄŸlayarak” kendileri karşılamaya karar verdiler. Kendilerini çepeçevre saran toplum, vergi ve askeri hizmetten kurtulabileceklerine safça inanarak, belediye yönetimlerini tasfiye ederek yerlerine seçilmiÅŸ komiteleri geçirdiler.
İspanyol kolektivist, sendikalist ve enternasyonalist işçi hareketinin kurucusu Bakunin’di. Daha gerçekçi olan ve altın çaÄŸdan ziyade bugün ile ilgilenen anarÅŸistler, Bakunin ve onun takipçisi Ricardo Mella’yı izlemeye eÄŸilimlilerdi. Onlar ekonomik birlik konusu üzerine yoÄŸunlaşıyorlar; emeÄŸin ihtiyaçlara göre deÄŸil, çalışılan saate göre ödüllendirilmesinin daha akıllıca olacağı uzun bir geçiÅŸ döneminin gerekli olduÄŸuna inanıyorlardı. GeleceÄŸin ekonomik yapısının, yerel sendikaların ve endüstri dallarındaki federasyonların bir birleÅŸiminden oluÅŸacağını tasavvur ediyorlardı.
Uzunca bir süre, syndicatos unicos [yerel sendikalar, ing. local unions] CNT’e hakim olmuÅŸtu. İşçilere yakın olan, tüm toplu egoizmden [ing. corporate egoism] kurtulmuÅŸ olan bu gruplar, proletarya için fiziksel ve ruhani bir ev iÅŸlevi gördüler30. Bu yerel birliklerde verilen eÄŸitim, sendika ve komün fikirlerinin sıradan emekçi militanların zihinlerinde kaynaÅŸmasını saÄŸladı.
1907 Uluslararası AnarÅŸist Kongresi’nde31 sendikalistlerin anarÅŸistlere karşı çıkmalarına neden olan teorik tartışmalar, pratikte de tekrar canlandırılarak İspanyol anarko-sendikalistlerinin bölünmesine neden oldu. CNT içinde günlük talepler çevresinde oluÅŸan mücadele reformist eÄŸilimlerin ortaya çıkmasına sebep oldu; bunun sonucunda anarÅŸist doktrinlerin birliÄŸini savunmak amacı ile 1927′de Federacion Anarquista Iberica [FAI, İberya AnarÅŸist Federasyonu] kuruldu. 1931 yılında sendika hareketi içinde azınlığın “diktatörlüğünü” kınayan, sendikacılığın bağımsızlığını ilan eden ve onun kendi kendine yeterliliÄŸini savunan sendikalist eÄŸilimler “Otuzların Manifestosu”nu hazırladılar. Bazı sendikalar CNT’den ayrıldı; Temmuz 1936 devriminin arifesinde bu çatlaklar giderilse de, bazı reformist eÄŸilimler sendika merkezinde var olmaya devam ettiler.
C. TEORİ
İspanyol anarÅŸistleri devamlı olarak uluslararası anarÅŸizmin temel ve hatta ikincil çalışmalarını İspanyol dilinde basmaktaydılar. Böylece ihmalden ve belki de bir toptan yıkımdan sakındılar ve de hem devrimci hem de özgürlükçü olan sosyalizm geleneÄŸini yaÅŸattılar. Augustin Souchy kendini İspanyol anarÅŸizminin hizmetine adayan Alman anarko-sendikalist bir yazardı. Ona göre, “toplumsal devrim sorunu onların sendikalarında ve grup toplantılarında, gazetelerinde, broşürlerinde ve kitaplarında devamlı suretle ve sistematik bir ÅŸekilde tartışılıyordu.”
1931′de İspanyol Cumhuriyetinin ilanı “umutlu” yazıların patlamasına yol açtı; Peirats daha pek çoÄŸunun olduÄŸunu belirtmekle beraber elliye yakın baÅŸlığı sıralamaktadır; bunun “devrimci yapılanma tutkusunun” ve insanları devrimci yol için hazırlamaya katkıda bulunan yazıların çoÄŸalmasına yol açtığını da özellikle belirtir. James Guillaume’nin 1876 tarihli Ide’es sur L’Organisation Sociale adlı broşürü, 1930′da Paris’te yayınlanan Pierre Besnard’ın kitabında geniÅŸ ölçüde alıntılanması nedeni ile, İspanyol anarÅŸistlerince bilinmekteydi. Arjantin’e yerleÅŸen Gaston Leval 1931′de, aÅŸağıda tartışacağımız üzere Diego Abad de Santillan’ın önemli çalışmalarına doÄŸrudan esin kaynağı olacak Social Reconstruction in Spain’i [İspanya'da Toplumsal Yeniden Yapılanma] yayınladı.
1932′de bir köy doktoru olan Isaac Puente liberter komünizmin biraz basit ve idealist bir taslağını yayınladı; bu fikirler CNT’nin 1936 Zaragosa kongresinde deÄŸerlendirmeye alındı. Puente, 1933′te Aragon’da oluÅŸan isyan taraftarı komitenin bizzat esin kaynağı oldu.
1936 Zaragosa programı doğrudan köy demokrasisini belli bir ayrıntı düzeyinde tanımlamaktaydı. Komünal konsey, ikamet edenlerin oluşturduğu genel meclis tarafından seçilecek ve Pek çok farklı teknik komitelerin temsilcilerinden oluşacaktı. Genel meclis, komünün çıkarlarının gerektirdiği her durumda, komünal konseyin üyelerinin isteği ile veya ikamet edenlerin doğrudan talepleri ile toplanacaktı. Pek çok sorumlu pozisyondakiler, idareci [ing. executive] ya da bürokratik hiçbir karaktere sahip olmayacaktı. Görevli olanlar [ing. incumbents] (bazı teknisyenler ve istatistikçiler hariç olmak üzere) görevlerini üreticiler olarak sürdürecek, herkes gibi genel meclisçe karar alınmasını gerektirmeyecek konuların ayrıntılarını tartışmak üzere günlük çalışmanın sonunda toplanacaklardı.
Aktif işçiler günlük birimler halinde değerlendirilen, harcadıkları emek miktarlarının kaydedileceği üretici kartları alacaklar ve bunları mallarla değiştirebileceklerdi. Toplumun aktif olmayan üyeleri ise sadece tüketici kartları alacaklardı. Genel bir norm (standart) olmayacak, komünlerin özerkliğine saygı gösterilecekti. Eğer uygun görürlerse diğer komünlerin çıkarlarını zedelemediği sürece, [komünler] farklı içsel değişim sistemleri oluşturabileceklerdi. Ama komünal özerklik hakkı, komünlerin yerel ve bölgesel federasyonlar içindeki kolektif dayanışma sorumluluğunu önlememeliydi.
Zaragosa kongresi üyelerinin ana kaygılarından birisi de zihinlerin geliÅŸtirilmesiydi. Tüm yaÅŸamları boyunca bütün insanların bilim, sanat ve her çeÅŸit araÅŸtırmaya eriÅŸimi saÄŸlanacaktı –yalnızca bu faaliyetler [için harcanan] maddi kaynakların üretim ile uyumlu olması koÅŸulu ile. Toplum artık kol işçileri ve entelektüeller olarak ikiye ayrılmayacak; tümü, eÅŸanlı olarak hem biri hem de ötekisi olacaktı. Bu tip paralel faaliyetlerin gerçeÄŸe dönüştürülmesi insan doÄŸasındaki saÄŸlıklı dengeyi ortaya çıkaracaktı. Üretici olarak günlük çalışması bittiÄŸi zaman, birey kendi zamanının mutlak efendisi olacaktı. CNT, özgürleÅŸmiÅŸ bir toplumun maddi gereksinmelerini karşılar karşılamaz, tinsel gereksinmelerini daha baskın bir ÅŸekilde ifade edileceÄŸini tahmin ediyordu.
İspanyol anarko-sendikalistleri uzunca bir süredir “ortak ilgi grupları” [ing. affinity groups] olarak adlandırılan grupların özerkliÄŸini saÄŸlamakla ilgilenmiÅŸlerdir. Üyeleri arasında, özellikle güneyin yoksul köylüleri arasında, doÄŸallık ve vejetaryenlik takipçileri vardı. Bu her iki yaÅŸam tarzı da liberter toplum için hazırlıkta, insanoÄŸlunun dönüşümü için uygun olarak nitelendirilmiÅŸlerdir. Zaragosa kongresinde, üyeler “endüstriyelleÅŸmeye uygun olmayan”, doÄŸallık ve çıplaklık [ing. nudist] gruplarının kaderlerini ele almayı unutmamışlardır. Bu gruplar giderek kendi ihtiyaçlarını karşılayamaz duruma geldikçe, [Zaragosa] kongre[-si] bunların delegelerinin komünler konfederasyonu ile görüşerek, diÄŸer tarımsal ve endüstriyel komünlerle özel ekonomik antlaÅŸmalar yapacağını tahmin etmekteydi. Bu ÅŸimdi bizi güldürmekte mi? Çok büyük, kanlı bir toplumsal dönüşümün arifesinde, CNT birey olarak insanoÄŸlunun sonsuz ÅŸekilde çeÅŸitlenmiÅŸ arzularının karşılanmasını denemenin hiç de aptalca olmadığını düşünmüştür.
Suç ve cezaya iliÅŸkin olarak, Zaragosa kongresi Bakunin’in öğretilerini takip etmiÅŸtir; toplumsal adaletsizlik suçun temel nedenidir, bunun sonucunda bu ortadan kaldırıldığı zaman suç nadiren oluÅŸacaktır. Kongre insanın doÄŸal olarak ÅŸeytan olmadığını onaylamıştır. Gerek ahlâk alanındaki gerekse üretici olarak ortaya çıkan bireysel yetersizlikler halk meclislerinde araÅŸtırılarak, her bir bağımsız durumu adilce bir çözüme kavuÅŸturmak için her türlü çaba gösterilecektir.
Liberter komünizm tıbbi tedavi ve yeniden eÄŸitim haricindeki tüm diÄŸer cezalandırma biçimlerini kabul etmekte isteksizdir. EÄŸer bir takım hastalık koÅŸulları sonucunda birey eÅŸitleri arasında varolan uyumu zedeliyorsa, [bireyin] bu dengesiz koÅŸulları tedavi edilecektir ve aynı zamanda [bireyin] etik ve toplumsal hisleri uyarılacaktır. EÄŸer erotik tutkular diÄŸerlerinin özgürlüğüne saygı göstermekle tanımlanan sınırları aÅŸarsa, Zaragosa kongresi fiziksel hastalıklar ve aÅŸk sevdasına iyi geleceÄŸine inanarak, “hava deÄŸiÅŸimi” önerisinde bulunmaktadır. Sendika federasyonu cinsel özgürlükle çevrilmiÅŸ bir toplumda bu gibi aşırı davranışların hala varolacağı konusunda oldukça şüpheliydi.
CNT kongresi Mayıs 1936′da Zaragosa programını onayladığı zaman, hiç kimse [programın] uygulanması zamanın sadece iki ay içinde geleceÄŸini tahmin etmiyordu. Pratikte 19 Temmuz devrimci zaferini takip eden toprak ve sanayinin toplumsallaÅŸtırılması, ideal programından oldukça farklılaÅŸmıştı. Komün kelimesi her satırda geçmekteyken, sosyalist üretim birimleri için gerçekte kullanılan kelime collectividades idi. Bu basit anlamda bir terminolojik deÄŸiÅŸiklik deÄŸildi; İspanyol kendine-yeterlilik yaratıcıları esin olarak diÄŸer kaynaklara da baktılar.
Zaragosa kongresinden iki ay önce, Diego Abad de Santillan El Organismo Economicode la Revolucion [Devrimin Ekonomik Organizasyonu] adlı kitabını yayınlamıştı. Buradaki ekonomik yapı taslağı bir yerde Zaragosa programından farklı esinlere sahipti.
Birçok çaÄŸdaşının aksine, Santillan ondokuzuncu yüzyıl büyük anarÅŸistlerinin katı ve steril bir takipçisi deÄŸildi. Son yirmi beÅŸ, otuz yıllık anarÅŸist yazınının yeni ekonominin sorunlarına bu kadar az ilgi göstermesini ve gelecek için orijinal bir bakış oluÅŸturamamasını üzüntü ile karşılıyordu. DiÄŸer yandan anarÅŸizm hemen hemen her dilde, tekrar tekrar soyut bir kavram olan özgürlük üzerinde durarak, inanılmaz sayıda çalışmalar ortaya koymuÅŸtu. Santillan bu sindirilmesi imkansız çalışmaları Birinci Enternasyonal’in ulusal ve uluslararası kongrelerinde sunulan raporlarla karşılaÅŸtırdı ve bu sonrakiler ona karşılaÅŸtırma için oldukça parlak gözüktüler. Bunlar, takip eden dönemlerdekilere göre, ekonomik problemleri çok daha iyi kavramışlardı.
Santillan gerici deÄŸildi, aksine zamanının adamıydı. “Modern endüstrinin inanılmaz geliÅŸiminin daha önce öngörülmesi imkansız olan Pek çok yeni problem dizileri yarattığının” farkındaydı. Roma savaÅŸ arabalarına ya da zanaatçı üretiminin ilkel biçimlerine geri dönmek söz konusu dahi olamaz. Ekonomik izolasyon, dar [geleneksel] düşünce ÅŸekli, İspanyol çiftçisinin altın çaÄŸ nostaljisinin kalbinde yer alan patria chica (küçük baba toprağı), Kropotkin’in küçük-ölçekli ve ortaçaÄŸ “özgür komün” [fikirleri], tüm bunlar antik yapıtlar müzesine devredilmelidir. Bunlar artık zamanı geçmiÅŸ komünalist fikirlerin kalıntılarıdır. Ekonomik bakış açısından, hiçbir özgür komün varlığını sürdüremez. “Bizim idealimiz ülkenin ve devrim durumundaki bütün diÄŸer ülkelerin ekonomileri ile ilintili, federe ve eklemlenmiÅŸ bulunan bir komündür”. Tek sahipliliÄŸi [baÅŸlılığı], iki baÅŸlı hydra [mitolojik iki baÅŸlı dev deniz yılanı] ile ikame etmek ne kolektivizmdir, ne de kendinden-yönetimdir. Toprak, fabrikalar, madenler, ulaşım araçları herkesin çalışmasının ürünleridirler ve herkesin kullanımına açık olmalıdırlar. Günümüzde ekonomi artık ne yerel, ne de ulusal; bunların ötesinde dünya-çapında [tanımlanıyor]. Modern yaÅŸamın karakteristik özelliÄŸi tüm üretici ve bölüşümcü güçlerin uyum içinde olmasıdır. “ToplumsallaÅŸmış ekonomi, yönlendirilen ve planlanan zorunlu bir gereksinimdir; ve modern ekonomik dünyanın eÄŸilimlerine de uygundur.”
Santillan federal ekonomik konsey tarafından yürütülen koordinasyon ve planlama iÅŸlevlerinin politik bir otorite olmayacağını, aksine yalnızca bir koordinasyon organı, ekonomik ve yönetsel düzenleyici olacağını tasavvur ediyordu. Onun direktifleri, endüstrinin farklı kollarında [varolan] fabrika konseylerinin federasyonları[-nın bir araya gelmesi] ile oluÅŸan sendikalar ve yerel ekonomik konseylerden gelecektir. Böylece federal konseyler birisi yerele, diÄŸeri ise mesleÄŸe [iÅŸ dalına] dayanan otoritenin iki uç halkasını birleÅŸtirirler. Tabandaki organizasyonlar, herhangi bir anda gerçek ekonomik durumun anlaşılmasını saÄŸlayacak istatistikleri hazırlarlar. Böylece [federal konsey] ana eksiklikleri ve yeni endüstrilerin veya tarımsal ürünlerin en çok gerektirdiÄŸi sektörleri saptayabilir. “En yüksek otorite figürler ve istatistiklerde olduÄŸu zaman, artık polise ihtiyaç da kalmayacak”. Böyle bir sistemde devlet baskısı hiçbir iÅŸleve sahip deÄŸildir, tamamen kısır ve hatta imkansızdır. Federal konsey yeni normların yaygınlaÅŸtırılmasını, bölgeler ve ulusal birliÄŸin oluÅŸumu arasındaki karşılıklı bağımlılığın artmasını amaçlar. Aynı zamanda yeni iÅŸ metotlarının, yeni imalat süreçlerinin ve yeni tarımsal tekniklerin araÅŸtırılmasını teÅŸvik eder. İşgücünün bölgeler ve ekonominin dalları arasında dağıtımını saÄŸlar.
Santillan’ın Rus Devrimi’nden Pek çok ÅŸey öğrendiÄŸine şüphe yok. [Rus Devrimi] bir yandan devletin ve bürokratik mekanizmanın yeniden oluÅŸması tehlikesine karşı uyanık olmak gerektiÄŸini düşündürürken, öte yandan zaferle sonuçlanmış bir devrimin ara ekonomik formlardan –32 Marks ve Lenin’in “burjuva yasası” olarak adlandırdığı ve belli bir süre daha varolan– geçmesinin kaçınılmaz olduÄŸunu düşündürdü. ÖrneÄŸin banka ve para sisteminin bir kalemde ortadan kaldırılması söz konusu bile olamaz. Bu kurumlar dönüştürülmeli ve toplumsal hayatın devamlılığını saÄŸlamak için deÄŸiÅŸimin geçici araçları olarak kullanılmalıdırlar ve yeni ekonomik biçimlerin yolunu hazırlamalıdırlar.
Santillan İspanyol Devriminde önemli bir role sahip olacaktır; [sırasıyla] Anti-FaÅŸist Milis Merkez Komitesi’nin üyesi (Temmuz 1936′nın sonları), Katalonya Ekonomik Konseyi’nin üyesi (11 AÄŸustos) ve Katalonya hükümetinin Ekonomi Bakanı (Aralık ortası) olarak çalıştı.
D. “A-POLİTİK” DEVRİM
İspanyol Devriminin hem liberter düşünürlerin akıllarında, hem de insanların bilinçlerinde nispeten iyi hazırlanmış olduğu söylenebilir. Bu nedenle İspanyol Sağının, Halk Cephesinin 1936 Şubatı seçim zaferini devrimin başlangıcı olarak nitelendirmesi hiç de sürpriz değildir.
Gerçekten de kitleler kısa zamanda dar kapsamlı [olan] seçim sandıklarındaki baÅŸarıyı aÅŸtılar. Onlar parlamento oyununun kurallarını göz ardı ettiler ve hapistekileri serbest bırakmak için hükümetin kurulmasını dahi beklemediler. Çiftçiler toprak sahiplerine [derebeyi, ing. landlords] kira ödemeyi bıraktılar; günlük tarım işçileri toprakları iÅŸgal ederek, ekmeye baÅŸladılar; köylüler belediye konseylerini laÄŸvederek, kendi kendilerini yönetme sürecini hızlandırdılar; demiryolu işçileri demiryollarının ulusallaÅŸtırılması taleplerini desteklemek için greve gittiler. Madrid’in inÅŸaat işçileri toplumsallaÅŸtırmanın ilk adım olan işçilerin kontrolünü talep ettiler.
Albay Franco’nun önderliÄŸi altındaki askeri liderler devrim belirtilerine darbe ile cevap verdiler. Fakat aslında zaten baÅŸlamış olan devrim sürecini hızlandırmaktan baÅŸka bir ÅŸey yapmadılar. Madrid’te, Barcelona’da, kısmen Valencia’da, Sevilla hariç hemen hemen tüm büyük ÅŸehirlerde insanlar taarruz durumuna geçtiler; barikatlar oluÅŸturdular, sokaklarda barikatlar yükseldi ve stratejik yerleri iÅŸgal edildi. İşçiler sendikaların çaÄŸrılarına cevap vermek için dört bir yandan koÅŸtular. [İnsanlar] kendi hayatlarını hiçe sayarak, çıplak elleri ve açık bağırları ile Franco güçlerinin kalelerine saldırılar düzenlediler. Düşmandan silahlarını almakta ve askerleri kendi saflarına çekmekte oldukça baÅŸarılı oldular.
Halkın bu kini sayesinde askeri darbe yirmi dört saat içinde kontrol altına alındı ve toplumsal devrim kendiliÄŸinden baÅŸlamış oldu. Farklı bölgelerde ve ÅŸehirlerde doÄŸal olarak eÅŸitsiz bir ÅŸekilde yayıldı, ama en çabuk Katalonya’da ve özellikle de Barcelona’da yayıldı. Halen kurulu olan otoriteler ÅŸaÅŸkınlıklarından kurtulduklarında, artık aslında var olmadıklarının farkına vardılar. Devlet, polis, ordu, idare tüm hepsi, varoluÅŸ sebeplerini artık kaybettiklerini gördüler. Tüm Sivil Muhafızlar [ing. Civil Guard] iÅŸten el çektirilmiÅŸ ya da tasfiye edilmiÅŸti; zafer kazanmış işçiler düzenin devamını saÄŸlıyorlardı. En acil konu gıda arzının organize edilmesiydi; komiteler gıda stoklarını barikatlardan kantinlere dönüştürülmüş [yerlere] dağıttılar ve sonra da komünal restoranlar açtılar. KomÅŸu komitelerden yerel idareler oluÅŸturuldu ve savaÅŸ komiteleri işçi milislerinin cepheye hareketlerini organize ettiler. Sendika merkezi gerçek anlamda bir ÅŸehir salonu [ÅŸehir konseyinin toplantı yaptığı salon anlamında, ing. town hall] oldu. Artık bu sadece faÅŸizme karşı “cumhuriyetin savunulması” deÄŸildi, bu bir Devrimdi –ama Rus devriminin aksine bu Devrim, yıkıntılardan otoritesinin organlarını yaratmak zorunda deÄŸildi; Pek çok komiteleri ile tabanda varolan mevcut anarko-sendikalist organizasyonun varlığı sovyetlerin seçilmesini gereksiz kıldı. Katalonya’da CNT ve onun bilinçli azınlık grubu FAI, aslında sadece izafi olan yetkililerden çok daha güçlüydü.
Özellikle Barselona’da işçi komitelerinin aslında hali hazırda de facto [pratikte geçerli olarak] olarak sahip oldukları gücü yasal anlamda da ele geçirmelerini engelleyecek hiçbir ÅŸey yoktu. Ama bu gerçekleÅŸmedi. Onyıllar boyunca İspanyol anarÅŸizmi, insanları “politika”nın aldatıcılığına karşı uyarıyordu ve “ekonomik olanın” önceliÄŸini belirtiyordu. Devrimin eÅŸiÄŸinde anarÅŸistler ÅŸuna benzer bir ÅŸeyi öne sürdüler; bırakalım politikacılar istediklerini yapsınlar, biz “apolitikler” ise ekonomiye el atacağız. 3 Eylül 1936′da, CNT-FAI Enformasyon Bülteni, yayınladığı “Hükümetin GereksizliÄŸi” adlı makalede ekonominin kamulaÅŸtırılmasının ipso de facto [resmen ifade edilmese de pratikte geçerli olan] oksijensizlikten ölecek olan “burjuva Devletinin tasfiyesi”ne yol açacağını öne sürüyordu.
E. HÜKÜMETTE ANARŞİSTLER
Hükümetin bu derecede önemsiz olarak ele alınması kısa sürede tersine döndü ve İspanyol anarÅŸistleri kısa süre içinde hükümetçi [ing. governmentalist] oldular. 19 Temmuz Devriminin hemen ertesinde Barselona’da, anarÅŸist aktivist Garcia Oliver ile bir burjuva liberal olan Katalan hükümeti baÅŸkanı Companys arasında bir görüşme gerçekleÅŸti. Aslında o [Companys] istifa etmek üzereydi, ama yerinde tutuldu. CNT ve FAI anarÅŸist bir “diktatörlük” uygulamayı reddettiler ve diÄŸer sol gruplarla iÅŸbirliÄŸi yapmaya niyetli olduklarını açıkladılar. Eylül ortasında CNT, on beÅŸ kiÅŸilik “Savunma Konseyi”ni oluÅŸturmak için merkezi hükümet baÅŸkanı Largo Caballero’yu ziyaret etti –beÅŸ üye ile yetineceklerdi. Bu aslında baÅŸka bir adla olsa da kabineye katılma fikrinin kabul edilmesi demekti.
Bunu takiben anarÅŸistler iki hükümette daha bakanlık kabul etmek durumunda kaldılar; ilk olarak Katalonya’da ve sonra da Madrid’de. Barselona’da olan İtalyan anarÅŸisti Camillo Berneri, yoldaşı bakan Federica Montseny’e yazdığı açık mektupta anarÅŸistleri hükümete girmekle rehine durumuna düşmekle ve [sınıf] düşmanlarıyla flört eden politikacılarla [beraber bir] cephe oluÅŸturmakla suçladı33. Gerçekten de İspanyol anarÅŸistlerinin parçası olmayı kabul ettikleri Devlet, resmi kiÅŸileri ve siyasi ÅŸahsiyetleri çoÄŸu zaman cumhuriyete oldukça düşük seviyede baÄŸlı olan –eÄŸer o da [kadarı da] varsa– bir burjuva Devleti idi. Peki bu görüş deÄŸiÅŸikliÄŸinin sebebi neydi?
İspanyol Devrimi, karşı-devrimci askeri darbeye cevap olarak ortaya çıkan proleter bir karşı saldırı sonucunda olmuÅŸtur. BaÅŸlangıcından itibaren Devrim (askeri açıdan) kendini-savunma özelliÄŸi gösterdi, çünkü anti-faÅŸist milislerle [birlikte] Albay Franco’nun taraftarlarına karşı koymak zorundaydılar. Ortak bir tehlike ile karşı karşıya olan anarÅŸistler, halihazırda Franco’nun isyanına karşı duran diÄŸer sendika güçleriyle ve hatta politik partilerle bir araya gelmekten baÅŸka seçenekleri olmadığını düşündüler. FaÅŸist güçler Franco’ya olan desteklerini arttırdıkça, anti-faÅŸist mücadele de gerçek bir savaÅŸa, klasik biçimdeki toptan bir savaÅŸa dönüştü. Liberterler bunu ancak ilkelerinden –hem politik hem de askeri– daha fazla ödün vererek yapabilirlerdi. Yanlış olarak Devrim’in zaferinin ilk aÅŸamada savaşı kazanarak saÄŸlanabileceÄŸine inanıyorlardı ve Santillan’ın itiraf ettiÄŸi gibi savaÅŸa “her ÅŸeyi kurban ettiler”. Berneri boÅŸu boÅŸuna savaşın önceliÄŸine karşı çıktı ve Franco’nun bozguna uÄŸratılmasının ancak devrimci savaÅŸ ile saÄŸlanabileceÄŸini savundu. Devrimi geciktirmek [yavaÅŸlatmak], aslında Cumhuriyetin en güçlü yanını, yani kitlelerin aktif katılımını zayıflatmak demekti. Konunun bundan daha ciddi tarafı ise, Batı demokrasileri tarafından ambargo konmuÅŸ olan ve ilerleyen faÅŸist ordularının ağır tehlikesi altındaki Cumhuriyet İspanyasının var olmak için Sovyet askeri yardımına muhtaç olmasıydı. Bu yardım iki yönlü bir koÅŸulla saÄŸlanıyordu: 1) Komünist parti olabildiÄŸince ve anarÅŸistler en az kârı saÄŸlamalı; 2) Stalin İspanya’da toplumsal devrimin ne pahasına olursa olsun engellenmesini istiyordu; sadece bunun [toplumsal devrimin] liberter olacağı nedeni ile deÄŸil, aynı zamanda bunun Hitler’e karşı oluÅŸturulan “demokratik birlik”te SSCB’nin müttefiki olduÄŸu varsayılan Britanya’ya ait olan sermaye yatırımlarının kamulaÅŸtırılması anlamına gelecek olması nedeni ile [engellenmesini istiyordu]. İspanyol Komünistleri Devrim’in olduÄŸunu [dahi] inkar etmeye kadar iÅŸi vardırdılar; [onlara göre] yasal hükümet, basit anlamıyla askeri isyanının üstesinden gelmeye çalışıyordu. Mayıs 1937′de Barselona’da kanlı bir mücadele gerçekleÅŸti ve işçiler Stalinist emirlerle hareket eden güçlerce silahsızlandırıldılar. BirleÅŸik hareket etme adına anarÅŸistler işçilerin karşılık vermesini engellediler. Cumhuriyet’in nihai yenilgisine kadar [anarÅŸistlerin] Halk Cephesinin hatalarına katılmakta üzücü bir ÅŸekilde ısrar etmeleri bu kısa kitapta incelenemez.
F. TARIM’DA KENDİNDEN YÖNETİM
Öte yandan en fazla önem verdikleri alanda, yani ekonomi alanında İspanyol anarÅŸistleri tamamen ödünsüz bir görüntü çizdiler ve çok daha az ölçüde taviz verdiler. Tarımsal ve endüstriyel kendinden-yönetim büyük ölçüde kendiliÄŸinden olmuÅŸtur. Ama Devlet güçlendikçe ve savaÅŸ gittikçe daha fazla totaliter bir hal aldıkça, savaÅŸta olan burjuva cumhuriyeti ile komünist ya da liberter kolektivizm arasında da giderek keskinleÅŸen bir uzlaÅŸmazlık ortaya çıktı. Sonunda, geri çekilmek zorunda kalan kendinden-yönetim, “anti-faÅŸizm” altarınaçn02 kurban edildi. Peirats’a göre kendinden-yönetimin bu tecrübesinin kuramsal çalışması hala yapılmayı beklemektedir; fakat bu zorlu bir iÅŸ olacaktır, çünkü kendinden-yönetim deÄŸiÅŸik yer ve zamanlarda Pek çok farklı biçimler göstermiÅŸtir. Bu konu aslında çok daha fazla ilgiyi hak etmektedir, çünkü hakkında göreceli olarak çok az ÅŸey bilmekteyiz. Cumhuriyetçi saflarda bile bu konu ya atlanmıştır, ya da oldukça önemsizce ele alınmıştır. İç savaÅŸ onu geriye itmiÅŸtir ve hatta bugün bile insan zihninde gölgede kalmaktadır. ÖrneÄŸin İspanyol anarÅŸizminin belki de en yaratıcı mirası olan To Die in Madrid [Madrid'de Ölmek] filminde dahi [bu konuya] hiç deÄŸinilmemektedir.
19 Temmuz 1936 Devrimi, Franco’nun askeri darbesine halkın yıldırım hızı ile cevap verdiÄŸi bir savunma hareketiydi. Sanayiciler ve büyük toprak sahipleri alelacele varlıklarını terk ederek, sığınmacı olarak yurtdışına kaçtılar. İşçiler ve köylüler bu terk edilmiÅŸ varlıklara el koydular, günlük tarım işçileri kendi baÅŸlarına bu toprakları ekmeye devam etme kararı aldılar. Oldukça kendiliÄŸinden ve eÅŸanlı olarak, kendilerini “kolektifler” etrafında birleÅŸtirdiler. Katalonya’da köylülerin bölgesel kongresi CNT ile birlikte toplandı ve 5 Eylül’de sendikanın yönetimi ve kontrolü altındaki toprakların kolektifleÅŸtirilmesi kararını açıkladı. Büyük topraklar ve faÅŸistlerin mal varlıkları toplumsallaÅŸtırılırken, küçük toprak sahiplerine bireysel mülkiyet ile kolektif mülkiyet arasında özgür tercih yapma hakkı tanındı. Yasal düzenleme ise bundan sonra oluÅŸtu; Cumhuriyetçi merkez hükümeti 7 Ekim’de “faÅŸist ayaklanma ile iÅŸbirliÄŸi yapan kiÅŸilerin” mal varlıklarına tazminatsız olmak üzere el koydu. Aslında bu yasal açıdan yetersiz bir hareketti, çünkü halk tarafından kendiliÄŸinden ÅŸekillenen ve halihazırda gerçekleÅŸmiÅŸ olan el koyma olaylarının ancak küçük bir kısmını kapsanmaktaydı; köylüler ise ister askeri darbede yer alanlarınki olsun, ister onlarınki olmasın topraklara el koyuyorlardı.
Büyük-ölçekli tarım için gerekli olan teknolojik kaynaklarının olmadığı azgeliÅŸmiÅŸ bir ülkede, köylüler toplumsallaÅŸmış tarımdan ziyade halihazırda elde edemedikleri özel mülkiyet tarafından cezbedilmekteydiler. İspanya’da ise bunun aksine liberter eÄŸitim ve kolektivist gelenek teknolojik azgeliÅŸmiÅŸliÄŸi bir anlamda ikame ederek, köylülerin bireysel eÄŸilimlerini törpüledi ve onları sosyalizme doÄŸru yönlendirdi. Köylülerin en yoksul kesiminin tercihi bu sonraki [kolektivist eÄŸilim] olurken, Katalonya’dakiler gibi biraz daha iyi durumda olanlar ise bireyselliÄŸe saplandılar. Toprak işçilerinin büyük bir kısmı (yüzde 90′ı) baÅŸlangıcından itibaren kolektiflere katıldılar. Bu karar köylüler ve ÅŸehirli işçiler arasında yakın bir iÅŸbirliÄŸi oluÅŸmasını saÄŸladı –ÅŸehirli işçiler iÅŸlevlerinin doÄŸal bir gereÄŸi olarak üretim araçlarının toplumsallaÅŸtırılmasının destekleyicisiydiler. Toplumsal bilinçlilik kırsal kesimde ÅŸehirlerden daha ileri gözükmekteydi.
Tarımsal kolektifler, kendilerini iki yönlü bir yönetim mekanizması ile oluşturdular: ekonomik ve coğrafi. Bu iki işlev birbirinden ayrıydı, fakat çoğu zaman bu işlevleri üstlenen ya da kontrol eden sendikalardı. Her köyde emekçi köylülerin genel konseyi, ekonomik yönetimden sorumlu olacak bir yönetim komitesi seçmekteydi. Sekreter hariç tüm üyeler aynı zamanda da işçiliğe devam etmekteydiler. Çalışmak, on sekiz ve altmış yaşları arasındaki her sağlıklı erkek için zorunluydu. Köylüler on ya da daha fazla kişiden oluşan gruplara ayrılıyorlar, her grup bir delege tarafından yönlendiriliyordu; ve her bir gruba ilgili işin doğasına ve üyelerinin yaşlarına uygun olacak şekilde ekilecek bir alan ya da yapılacak bir görev verilmekteydi. Yönetim [idari] komitesi her akşam gruplardan gelen delegeleri kabul etmekteydi. Yerel idare konusunda ise, yapılan faaliyetlere dair raporları toplamak için komün ikamet edenleri sık sık genel meclis toplantılarına [ing. general assembly, genel kamuya açık toplantılar anlamında] çağırmaktaydı. Giysiler, ev mobilyaları, kişisel tasarruflar, küçük ev hayvanları, bahçe alanları ve aile için kullanılan kümeslikler hariç her şey ortak havuza konmaktaydı. Zanaatkârlar, berberler, ayakkabıcılar, vb. kolektiflerde toplanmıştı; topluluğa ait olan koyunlar birkaç yüz [koyundan] oluşan sürülere ayrılmış ve çobanların kontrolüne verilmişti ve sistemli bir şekilde dağlardaki otlaklıklara dağıtılmaktaydılar.
Ürünlerin paylaşılması konusunda ise Pek çok farklı sistem denenmiştir; bazıları kolektivizme dayanmaktaydı, bazıları ise tam bir komünizme dayanmaktaydı ve yine diğer bazıları ise bu ikisinin kombinasyonları ile şekillendirilmekteydi. Çoğu durumda ödeme ailenin ihtiyaçlarına göre yapılmaktaydı. Her ailenin başı genellikle kiliselerde ya da onun binalarında kurulmuş olan komünal dükkanlarda satılan tüketim maddeleri ile değiştirilebilecek olan özel olarak işaretlenmiş pesetaları [İspanyol para birimi] günlük ücret olarak almaktaydı. Tüketilmeden kalan miktar ise bireyin faydasına peseta kredi hesabına yatırılmaktaydı. Bu hesaptan ufak miktarlarda cep harçlığı çekmek mümkündü. Kira, elektrik, sağlık hizmetleri, ilaçlar, yaşlılık yardımları gibi şeyler tamamen ücretsizdi. Eğitim keza yine ücretsizdi ve okullar genelde eski manastırlarda kurulmuştu; [eğitim] on dört yaşın altındaki tüm çocuklar için zorunluydu ve onlar için el işçiliği yapmak yasaklanmıştı.
Kolektiflere üyelik anarÅŸistlerin özgürlüğe olan ilgilerinin temellerinin gerektirdiÄŸi üzere gönüllüğe dayanmaktaydı. Küçük köylüler üzerinde hiç bir baskı uygulanmadı. TopluluÄŸun dışında kalmayı seçenler, onun [topluluÄŸun] hizmetlerinden ve faydalarından yararlanamıyorlardı, çünkü [bir anlamda] kendi kendilerine yeterli olduklarını kabul etmiÅŸ oluyorlardı. Ama istedikleri ÅŸekilde komünal çalışmaya katılmayı seçerek, ürünlerini komünal dükkanlara getirebilirlerdi. Böylece genel meclis toplantılarına katılabilir ve kolektif [-in saÄŸladığı] faydaların bir kısmından yararlanabilirlerdi. Sadece ekebileceklerinden daha fazla toprağı almaları yasaklanmıştı ve sadece bir kısıtlamaya tabiydiler; varlıkları ve mülkiyetleri sosyalist düzeni rahatsız etmemeliydi. Bazı yerlerde toplumsallaÅŸtırılmış alanlar bireysel köylülerle yapılan gönüllü toprak deÄŸiÅŸimleri sayesinde daha büyük birimlere dönüştürülmüştü. Birçok köyde, bireyselciler –köylüler ya da tüccarlar olsun– zaman geçtikçe sayı olarak azaldı. Bunlar [kendilerini] izole edilmiÅŸ hissederek, kolektiflere katılmayı tercih ettiler.
Öyle gözüküyor ki kolektivist günlük ücret prensibini uygulayan birimler, insan doÄŸasında hala köklü bir ÅŸekilde varolan –özellikle kadınlar arasında– egoizmi dikkate almayarak aceleci bir ÅŸekilde –göreceli olarak daha az [sayıda] olan– toptan komünizme geçmeyi deneyenlerden daha saÄŸlam oldu. Paranın ortadan kaldırıldığı ve nüfusun, üretim ve tüketimini kolektifin dar limitleri içinde [oluÅŸturulan] ortak havuzlardan kendi kendine karşıladığı köylerde, bu felç edici kendine-yeterlilik dezavantajı kendini hissettirdi ve kısa sürede bireysellik avantajlı duruma geldi; böylece [bu] komüne katılan, ama aslında komünist düşünce biçimine sahip olmayan Pek çok eski küçük köylünün terk etmesi bu toplulukların dağılmasına yol açtı.
Komünler bir araya gelerek, daha üst [seviyede] bölgesel federasyonların bulunduğu kanton federasyonlarını oluşturuyordu. Teorik olarak kanton federasyonuna ait olan tüm topraklar, aralarında sınırlar olmayan tek bir birim olarak kabul ediliyordu34. Köyler arasında dayanışma olabildiğince uç noktaya kadar götürülüyordu ve bu da eşitleme fonlarının en yoksul kolektiflere yardım olarak verilmesi ile sağlanıyordu. Aletler, hammaddeler ve ihtiyaç fazlası emek gereksinim duyan komünlerin kullanımına sunuluyordu.
Kırsal toplumsallaÅŸtırmanın boyutu farklı eyaletlerde farklılıklar göstermekteydi. Daha önce de söylendiÄŸi üzere, Katalonya küçük ve orta ölçekli çiftliklerden oluÅŸmaktaydı ve köylüler güçlü bireysel geleneklere sahipti; bu nedenle de birkaç tane deneme amacı ile kurulandan baÅŸka [kolektif] yoktu. Bu bölgedeki tarımsal işçilerin yaratıcı giriÅŸimleri, Franco birlikleri ile savaÅŸmak üzere kuzey cephesine giderken buradan geçen liberter milis birimi Durruti Kolu tarafından ve bunu takiben tabanda devrimci otoritenin –Cumhuriyet İspanya’sında türünün tek örneÄŸi olan– oluÅŸturulması ile teÅŸvik edilmiÅŸtir. Yarım milyon civarında üyesi olan 450′ye yakın kolektif oluÅŸturuldu. İspanya’nın en zengin bölgesi olan (merkezi Valencia olan beÅŸ eyaletten oluÅŸan) Levant bölgesinde coÄŸrafi alanın % 43′ünü, narenciye üretimin % 50’sini ve narenciye ticaretinin % 70′ini oluÅŸturan 900′e yakın kolektif kurulmuÅŸtu. Kastilya’da 100,000′e yakın üyesi olan 300 kolektif oluÅŸturulmuÅŸtu. ToplumsallaÅŸtırma Estremadura’da ve Endülüs’ün bir kısmında da ilerleme gösterirken, Asturya’daki ise birkaç ilk [öncü] teÅŸebbüs bastırılmıştı.
Birçok insanın kabul ettiÄŸinin aksine kökten [tabandan, ing. grass-roots] sosyalizm sadece anarko-sendikalistlerin iÅŸi deÄŸildi. Gaston Leval’e göre kendinden-yönetimin destekleyicileri çoklukla “liberter olduÄŸunu bilmeyen liberterler”di. Estremadura’da ve Endülüs’te, sosyal-demokrat, Katolik; ve Asturya’da ise komünist olan köylüler dahi kolektifleÅŸtirmenin öncülüğünü yaptılar. Ama anarÅŸistler tarafından kontrol edilmeyen, belediyelerin otoriter bir ÅŸekilde büyük malikanelere el koyduÄŸu güney topraklarında, günlük işçiler bunun devrimci bir dönüşüm olduÄŸunu hissedemediler; ücretleri ve çalışma koÅŸulları deÄŸiÅŸmedi, orada kendinden-yönetim yoktu.
Tarımsal kendinden-yönetim, –muhalefet tarafından sabote edildiÄŸi ve savaÅŸ nedeni ile kesintiye uÄŸradığı yerler hariç– şüphe götürmez bir baÅŸarıydı. Halihazırda acınacak durumda olan büyük-ölçekli özel sahipliliÄŸin performansını aÅŸması zor olmadı. 10,000 civarındaki feodal toprak sahibi İspanyol Yarımadası topraklarının yarısını mülkiyeti altında bulunduruyordu. Bağımsız çiftçiler sınıfının geliÅŸmesine müsaade etmektense veya günlük işçilerine yeterli ücret vermektense, topraklarının büyük bir kısmını nadasa bırakmak onlar için daha uygundu; [çünkü] bunlardan herhangi birini yapmak ortaçaÄŸdan kalan feodal otoritelerinin aşınmasına yol açacaktı. Bu nedenle onların varlığı İspanyol toprağının doÄŸal refahının tam ölçüde geliÅŸtirilmesine engel teÅŸkil etmekteydi.
Devrimden sonra topraklar rasyonel birimler halinde bir araya getirilerek, tarım uzmanlarının kararlarına ve genel plana uygun olarak büyük ölçekte işletilmeye başlandı. Tarımsal teknisyenlerin çalışmaları [ile elde edilen] ürünün daha önceye göre % 30-50 artmasına yol açtı. Ekilen alanlar arttırıldı; insan, hayvan ve mekanik enerji daha rasyonel şekilde kullanıldı ve çalışma yöntemleri kusursuzlaştırıldı. Ürünler çeşitlendirildi, sulama yaygınlaştırıldı, ağaçlandırma teşvik edildi ve fidanlıklar oluşturulmaya başlandı. Domuz ağılları inşa edildi, kırsal teknik okulları oluşturuldu ve örnek çiftlikler kurularak besi büyükbaş hayvan yetiştirilmesi geliştirildi; destekleyici tarımsal endüstriler işletmeye açıldı. Toplumsallaşmış tarım bir yandan toprağının büyük kısmını nadasa bırakan büyük-ölçekli sahipliliğe karşı; öte yandan da basit tekniklerle, verimsiz tohumlarla gübre kullanılmadan ekimin yapıldığı küçük ölçekli çiftçiliğe karşı üstünlüğünü ispatladı.
Tarımsal planlamaya yönelik ilk teÅŸebbüsler ilgili kanton komiteleri tarafından kolektiflerden toplanan üretim ve tüketim istatistiklerinin sunulduÄŸu ve kendi alanı içindeki üretimin miktarı ve kalitesini denetleyen bölge komiteleri tarafından ortaya atıldı. Satılmak üzere malları toplayan ve karşılığında bir bütün olarak bölgenin ihtiyaç duyduÄŸu malları satın alan bölge komitesi, bölge dışı ticaretle uÄŸraÅŸmaktaydı. Yerel anarko-sendikalizm, organizasyonel yeteneÄŸini ve koordinasyon kapasitesini en iyi Levant’da gösterdi. Narenciye ürünlerinin ihracatı modern ticari tekniklerin düzenli kullanımını gerektirmekteydi; zengin üreticilerin yarattığı bir takım ciddi anlaÅŸmazlıklara raÄŸmen bunlar gerçekten de oldukça baÅŸarılı bir ÅŸekilde uygulandı.
Kültürel geliÅŸme maddi iyileÅŸme ile birlikte gitmekteydi; yetiÅŸkinleri okur-yazar yapmak için kampanyalar baÅŸlatıldı; bölgesel federasyonlar bütün köylerde dersler, filmler ve tiyatro gösterileri organize ettiler. Bu baÅŸarılar sadece sendika organizasyonun gücü ile deÄŸil, önemli ölçüde de insanların zekası ve giriÅŸimleri ile gerçekleÅŸmiÅŸti. Her ne kadar büyük çoÄŸunluÄŸu okur-yazar olmasa da, dışardan gözlemcilerin dikkatini de çektiÄŸi üzere, köylüler belli bir ölçüde sosyalist bilinçlilik, pratik bir iyi tavır, dayanışma ve fedakârlık ruhu gösterdiler. O zamanlar Britanya Bağımsız İşçi Partisi’nden olan, ÅŸimdinin Lord Brockway’i, Fenner Brockway Segorbe kolektifini ziyaret etmiÅŸ ve “köylülerin ruh hallerinin, iyimserliklerinin, ortak çabaya katkıda bulunma yollarının ve sonuçta hissettikleri gururun tümünün takdire ÅŸayan olduÄŸunu” rapor etmiÅŸti.
G. ENDÜSTRİ’DE KENDİNDEN-YÖNETİM
Kendinden yönetim, özellikle İspanya’nın en endüstriyelleÅŸmiÅŸ bölgesi olan Katalonya’da endüstri’de de denendi. İşverenleri kaçmış olan fabrikalarda işçiler fabrikaların çalışmasını devam ettirmek için kendiliklerinden kontrolü ele aldılar. Üzerlerinde CNT’nin kırmızı ve siyah bayrağı dalgalanan Barselona fabrikaları, Devlet’in hiçbir müdahalesi ve yardımı olmadan; hatta zaman zaman da hiçbir deneyimli yönetsel yardım olmadan, dört haftadan fazla bir süre devrimci işçi komiteleri tarafından idare edildi. [Onlar] proletarya teknisyenler tarafından yardım edilmek gibi iyi bir ÅŸansa sahiptiler. 1917-18′de Rusya’da ve 1920′de İtalya’da kısa süren fabrika iÅŸgalleri deneyimlerinde mühendisler toplumsallaÅŸtırmanın bu yeni deneyimine yardımcı olmayı reddetmiÅŸlerdi; İspanya’da ise [mühendislerin] çoÄŸunluÄŸu baÅŸlangıçtan itibaren yakın bir iÅŸbirliÄŸi içinde bulundular.
Ekim 1936′da, endüstrinin toplumsallaÅŸtırmasını geliÅŸtirme amacı ile 600,000 işçinin temsil edildiÄŸi sendika konferansı Barselona’da toplandı. İşçilerin giriÅŸimleri 24 Ekim 1936 tarihli Katalan hükümetinin yasası ile kurumsallaÅŸtırıldı. Bu fait accompliçn03′i onaylamış oldu, ama kendinden-yönetimin yanına hükümet kontrolünü de koymuÅŸ oldu. Birisi sosyalist, diÄŸeri özel olmak üzere iki ayrı sektör yaratıldı. Mal sahiplerinin üretimi durduÄŸu ya da halk mahkemesi tarafından devrim-karşıtı ilan edildiÄŸi ve üretiminin önemli olduÄŸuna karar verilen tüm yüz işçiden fazla işçi çalıştırılan fabrikalar (elli ile yüz işçi arasında işçi çalıştıranlardan ise eÄŸer işçilerin dörtte üçü bu yönde bir talepte bulunursa) toplumsallaÅŸtırılacaktı –aslında pek çok iÅŸletme ağır borçlu olması nedeni ile toplumsallaÅŸtırıldı.
Kendinden-yönetim ile işleyen bir fabrika, farklı ticaret ve hizmetlerden temsilci olarak seçilen beş-on beş üyeli bir yönetim komitesi tarafından idare edilmekteydi. Yarısı her yıl yenilenmek üzere, [komite üyeleri] genel meclis toplantısında işçiler tarafından aday gösterilmekte ve iki yıl görevlerini sürdürmekteydiler. Komite kendi gücünü kısmen ya da tümü ile teslim ettiği bir yönetici atamaktaydı. Çok büyük fabrikalarda yönetici seçiminin bir üst organizasyon tarafından onaylanması gerekmekteydi. Bunun da ötesinde her komiteye bir hükümet denetçisi atanmaktaydı. Aslında bu tam bir kendinden yönetim değil, Katalan hükümeti ile yakın ilişki içinde olunan bir çeşit ortak yönetimdi.
İdari komite, ya işçilerin genel toplantısı kararı ile ya da endüstrinin belirli kollarının [ing. branches] (idari komitelerden dört, sendikalardan sekiz ve bir üst organizasyon tarafından atanan dört teknisyenden oluÅŸan) genel konseyi kararı ile geri çaÄŸrılabiliyordu. Bu genel konsey iÅŸin ve kârın nasıl dağıtılacağını planlıyordu ve kararları baÄŸlayıcıydı. Özel giriÅŸimin elinde bulunan iÅŸletmelerde ise seçilmiÅŸ işçi konseyleri, “iÅŸveren ile yakın iÅŸbirliÄŸi içinde bulunarak” üretim sürecini ve çalışma koÅŸullarını kontrol etmekteydi. ToplumsallaÅŸtırılmış fabrikalarda ücret sistemi dokunulmadan eskisi gibi bırakıldı. Her işçiye sabit bir ücret ödenmeye devam edildi. Karlar fabrika düzeyinde paylaşılmıyordu ve toplumsallaÅŸtırmadan sonra ücretler çok az arttırıldı; aslında [artışlar] özel giriÅŸimcilerin elinde kalan sektörlerden de azdı.
24 Ekim 1936 yasası bir yandan kendinden-yönetim istekleri ile sol hükümetin yönlendirme eğilimleri arasında, öte yandan ise kapitalizm ile sosyalizm arasındaki karşılıklı yapılan tavizlerin bir sonucuydu. Liberter bir bakan tarafından hazırlanmış ve hükümette anarşist liderler bulunması sebebi ile CNT tarafından onaylanmıştı. Kendi elleri güç kollarının üzerinde dururken nasıl hükümetin kendinden-yönetime müdahalesine karşı çıkabilirlerdi? Kurdun bir kere koyun ağılına girmesine müsaade ettikten sonra, o artık nihayetinde mutlaka bir efendi olarak hareket edecekti.
Endüstri kollarının genel konseylerine dikkate deÄŸer güçler verilmesine raÄŸmen, pratikte işçilerin kendinden-yönetimi bir tür dar kapsamlı egoizme, Peirats’ın deyimi ile “burjuva kooperatifizmi”ne doÄŸru meyletti; her üretim birimi sadece kendi çıkarları ile ilgileniyordu. Zengin ve yoksul kolektifler vardı. Bir kısmı Devrim öncesindeki ücret seviyesini bile sürdüremezken, bazıları ise göreceli olarak yüksek ücretler ödeyebilmekteydi. Bazıları hammadde bolluÄŸu içindeyken, diÄŸerleri fazlası ile [hammadde] kıtlığını hissetmekteydi, vb. Bu dengesizlikler kaynakların oldukça adil bir ÅŸekilde dağıtılmasına imkan tanıyan merkezi dengeleme fonlarının oluÅŸturulması ile kısa bir süre içinde giderildi. Aralık 1936′da zararlı rekabetin ve çabanın dağılmasını engellemeyi olanaklı kılmak için, üretimin farklı sektörlerini genel bir organik plan dahilinde koordine etme kararının alındığı sendika toplantısı Valencia’da yapıldı.
Bu noktada sendikalar yüzlerce küçük iÅŸletmeyi kapatarak, üretimi en iyi donanıma sahip olanlarda yoÄŸunlaÅŸtırarak tüm ticaretin sistematik bir ÅŸekilde yeniden düzenlemesini üstlendiler. ÖrneÄŸin Katalonya’da dökümhanelerin sayısı 70′den 24′e, deri atölyelerinin sayısı 71′den 40′a, cam atölyelerinin sayısı 100′den 30′a düştü. Ama sendikanın kontrolü altındaki endüstriyel merkezileÅŸme anarko-sendikalist plancıların arzuladığı ölçüde hızlı ve etkili olamadı. Bu neden böyle oldu? Çünkü Stalinistler ve reformistler orta sınıfın mal varlığına el konulmasına karşı çıktılar ve özel sektöre karşı titiz bir saygı gösterdiler.
Bir bütün olarak endüstriyel kendinden-yönetim tarımsal kendinden-yönetim kadar baÅŸarılı oldu. Gözlemcilerin ilk izlenimleri, özellikle kendinden-yönetim ile yapılan ÅŸehirsel kamu hizmetlerinin mükemmel iÅŸlemesine bakarak, tamamen hayranlık doluydu. Hepsi deÄŸilse de bazı fabrikalar mükemmel bir ÅŸekilde yönetildi. ToplumsallaÅŸtırılmış endüstri faÅŸizme karşı savaÅŸta en önemli katkıyı saÄŸladı. 1936′dan önce İspanya’da kurulmuÅŸ olan az sayıdaki silah fabrikası Katalonya’nın dışına kurulmuÅŸtu; iÅŸverenler gerçekte Katalan proletaryasından çekiniyordu. Bu nedenle, Cumhuriyetin savunmasında hizmet etmek üzere Barselona bölgesindeki fabrikaları büyük bir hızla [silah fabrikalarına] dönüştürmek gerekiyordu. İşçiler ve teknisyenler ÅŸevk ve heves ile [adeta] birbirleri ile yarışıyorlardı ve kısa zamanda içinde cepheye temel olarak Katalonya’da yapılan savaÅŸ malzemeleri gitmeye baÅŸladı. SavaÅŸ için önemli olan kimyasal ürünlerin imalatında da bundan az olmayan bir çaba sergilendi. ToplumsallaÅŸtırılmış sanayi sivil gereksinim alanlarında da oldukça hızlı geliÅŸti; tekstil liflerinin dönüştürülmesi ilk defa İspanya’da gerçekleÅŸti ve kenevir, halfa otu, pirinç tanesi ve selüloz gibi ÅŸeyler iÅŸlenmekteydi.
H. ZAYIFLATILMIŞ KENDİNDEN-YÖNETİM
Bu arada kredi [mekanizması] ve dış ticaret burjuva Cumhuriyet hükümetinin isteÄŸi doÄŸrultusunda özel sektörün elinde bırakılmıştır. Bankaların Devlet tarafından kontrol edildiÄŸi doÄŸrudur, ama onları kendinden-yönetim altına sokmamak için özen gösterilmiÅŸtir. Birçok kolektif döner sermaye [iÅŸletmenin günlük iÅŸlemlerinde kullandığı para, ing. working capital] kıtlığı çekmekteydi ve Temmuz 1936 Devrimi sırasında ele geçirilen fonlarla yaÅŸamak zorundaydı. Sonuçta onlar [kolektiflerin] günlük ihtiyaçlarının karşılanması için; kiliselere, manastırlara ait olan ya da Franco yandaÅŸlarının kaçarken terk ettikleri mücevher ve deÄŸerli nesnelerin ÅŸans eseri ele geçirilmesi gerekli bir hale gelmiÅŸtir. CNT kendinden-yönetimi finanse etmek için “konfederal banka” kurulmasını önermiÅŸtir. Fakat toplumsallaÅŸtırılmamış olan özel finans kapital ile rekabet etmek ütopyacı bir ÅŸeydi. Tek çözüm tüm finans kapital’i organize proletaryanın ellerine teslim etmek olabilirdi; ama CNT Halk Cephesi içine adeta hapsolmuÅŸtu ve bu kadar ileriye gitmeye cesaret edemedi.
Cumhuriyet İspanya’sının çeÅŸitli siyasi kadrolarının kendinden-yönetime karşı gittikçe artan ölçülerde gösterdikleri açık düşmanlık bunlara karşı olan ana engeldi. [AnarÅŸist öneriler] işçi sınıfı ile küçük burjuvazi arasındaki “birleÅŸik cephe”yi yıkmakla ve böylece de faÅŸist düşmanın “oyununa düşmekle” itham ediliyordu (Onun kötüleyicileri Aragon cephesinde liberter öncülere silah vermeyi redderek, onları faÅŸist makineli tüfekleri çıplak elleri ile karşılamaya zorlayacak kadar ileri gittiler –ve sonra da onları “avarelik”le suçladılar).
Kırsal kolektivizasyonun bir kısmını resmileÅŸtiren 7 Ekim 1936 yasasını yapan Stalinist tarım bakanı Vicente Uribe’idi. [Yasa] görünümünün aksine aslında anti-kolektivist bir ruha sahipti ve toplumsallaÅŸmış gruplarda yaÅŸayan köylülerin moralini bozmayı umut etmekteydi. Kolektivizasyonun geçerlilik kazanması gayet katı ve karmaşık yargı düzenlemelerine tabii tutulmuÅŸtu. Kolektifler aşırı derecede katı olan zamansal kısıtlar ile sıkıştırılmakta, zamanında yasallaÅŸtırılmayanlar yasadışı ilan edilmekte ve hakları olan topraklar ise eski sahiplerine iade edilmekteydi.
Uribe kolektiflere katılmak konusunda köylülerin cesaretini kırdı ve aralarına nifak tohumları ekti. Aralık 1936′da bireysel küçük mülk sahiplerine hitaben yaptığı konuÅŸmasında, Komünist Parti ve hükümetin silahlarının onların hizmetinde olduÄŸunu söylüyordu. Kolektiflere vermeyi reddettiÄŸi ithal gübreyi onlara vermekteydi. Katalonya ekonomisinden sorumlu olan Stalinist yoldaşı Juan Comorera ile birlikte, küçük ve orta ölçekli toprak sahiplerini gerici bir birlik çatısı altında topladılar, nihayetinde ise tüccarları ve hatta bazı büyük mülk sahiplerini de küçük [mülk sahipleri] gibi göstererek buraya [bu birliÄŸe] üye yaptılar. Barselona’ya gıda sevkinden sorumlu olan organizasyonu işçi sendikalarının elinden alarak, özel ticaretin eline teslim ettiler.
Nihayet Mayıs 1937′de, Barselona’da Devrim’in öncü birlikleri yenildiÄŸinde,35 koalisyon hükümeti tarımsal kendinden-yönetimi askeri yollarla dağıtacak ölçüde ileri gitti. “Mevcut merkezileÅŸmenin dışında kaldığı” iddiası ile Aragon “bölgesel savunma konseyi” 10 AÄŸustos 1937 yasası ile resmen dağıtıldı. Kurucusu Joaquin Ascaso aslında kolektifler için fon toplama çabası içindeyken, “ihanet” ile suçlandı [sanırım yazının aslında bu cümlede bir eksiklik var]. Bundan kısa bir süre sonra tanklarla desteklenen (Stalinist) Komutan BirliÄŸi’nin [ing. Commander Lister] 11. Hareketli Bölüğü kolektiflere karşı harekete geçti. Aragon adeta bir düşman toprağı gibi iÅŸgal edildi, toplumsallaÅŸmış iÅŸletmelerin sorumluları tutuklandı, yerleri iÅŸgal edildi ve sonra da kapatıldı; yönetim komiteleri laÄŸvedildi, komünal dükkanlar boÅŸaltıldı, mobilyaları yaÄŸma edildi ve ağılları boÅŸaltıldı. Komünist basın “zorla yaptırılan kolektivizasyonun suçlularını” lanetlemeye baÅŸladı.
Tüm bu vahÅŸete raÄŸmen Stalinizm genel olarak Aragon köylülerini özel mülkiyet için zorlamada baÅŸarılı olamadı. Köylüler silah zoru ile mülkiyet kararnamelerini imzalıyorlardı, ama Birlik Bölüğü [ing. Lister Division] ayrılır ayrılmaz, bunlar ortadan kaldırılıyor ve kolektifler yeniden oluÅŸturuluyordu. İspanyol Troçkisti G. Munis’in yazdığı gibi, “bu İspanyol Devrimi’nin en heyecanlandırıcı bölümüydü. Köylüler, hükümet terörü ve maruz kaldıkları ekonomik boykota raÄŸmen, sosyalist inançlarını bir kere daha gösteriyorlardı.”
Aragon kolektiflerinin yeniden oluşmasında daha az kahramanca olan başka bir neden daha vardı; bu olaylardan sonra Komünist Parti farkına vardı ki bu olanlar kırsal kesimin yaşamsal enerjisini zarara uğratmıştı; insan gücü yetersizliği ürünleri tehlikeye sokmuş, Aragon cephesindeki savaşçıların moralini bozmuş ve tehlikeli bir şekilde orta sınıf toprak sahiplerini yeniden ortaya çıkarmıştı. Bu nedenle Parti kendi yaptığı hasarı onarmaya çabaladı ve bazı kolektifleri yeniden canlandırdı. Yeni kolektifler hiçbir zaman ne öncellerinin sahip olduğu toprak miktar ve kalitesine, ne de eski insan gücüne tekrar ulaşamadı; çünkü militanların çoğu ya tutuklanmıştı, ya da yargılanmaktan kaçarak cephedeki anarşist birliklere katılmıştı.
Cumhuriyetçiler ise Levant’da, Kastilya’da ve Huesca ve Teruel’in illerinde tarımsal kendinden-yönetime karşı benzer silahlı saldırılarda bulundular. Ama [kolektifler] Franco birliklerinin eline düşmemiÅŸ yerlerde, her ne pahasına olursa olsun yaÅŸamaya devam ettiler –özellikle Levant’da.
Valencia hükümetinin yerel sosyalizme karşı –en hafif deyimi ile– belirsiz tutumu İspanyol Cumhuriyeti’nin yenilgisine katkıda bulunmuÅŸ oldu; yoksul köylüler Cumhuriyet için çarpışmanın kendi faydalarına olduÄŸunun her zaman açıkça farkında deÄŸillerdi.
BaÅŸarılarına raÄŸmen, endüstriyel kendinden-yönetim idari bürokrasi ve otoriter sosyalistler tarafından sabote edildi. Radyo ve basın fabrika yönetim konseylerinin içtenliÄŸini sorgulayan, ÅŸiddetli iftira kampanyaları baÅŸlattı. Cumhuriyetçi merkez hükümeti, Katalan ekonomisinin liberter bakanı Fabregas’ın milyar pesatalık banka tasarruf hesaplarını güvence olarak teklif etmesine raÄŸmen, Katalonya kendinden-yönetim [iÅŸletmelerine] kredi açmayı reddetti. Haziran 1937′de Stalinist Comorera ekonomi bakanlığı görevine geldi ve kendinden-yönetilen fabrikaları özel sektöre adeta saçarcasına verdiÄŸi hammaddelerden yoksun bıraktı. Yine Katalan idaresi tarafından sipariÅŸ edilen [hammaddeleri] sosyalist iÅŸletmelere vermekte baÅŸarısız oldu.
Merkezi hükümet kolektifler üzerinde boÄŸucu bir hakimiyete sahipti; ulaşımın millileÅŸtirilmesi bazılarına bir miktar [hammadde, vb.] arz etmeyi, diÄŸerlerinin ise tüm arzını kesmeyi imkanlı hale getirmiÅŸti. Bunun yanı sıra Cumhuriyetçi ordu Katalan tekstil kolektiflerinden almak yerine, üniformaları ithal ediyordu. 22 AÄŸustos 1937′de, Ekim 1936 tarihli Katalan toplumsallaÅŸtırma yasasının metal ve madencilik endüstrilerine uygulanmasını durduran bir yasa geçirildi. Bu ulusal savunmanın gereksinimleri adına yapılmaktaydı ve Katalan yasasının “Anayasa’nın ruhuna aykırı” olduÄŸu ifade edildi. Kendinden-yönetimce iÅŸten el çektirilen ustabaşılar ve yöneticiler ve kısmen de kendinden-yönetim altındaki iÅŸletmede teknik bir görev kabul etmekte isteksiz olanlar intikam arzusu ile dolu iken, tekrar iÅŸlerine geri alındılar.
[Kendinden-yönetimin] sonu ise tüm savaÅŸ endüstrilerinin 11 AÄŸustos 1938 yasası ile SavaÅŸ Tedarikleri Bakanlığı’nın kontrolü verilmesi ile geldi. ÅžiÅŸirilmiÅŸ ve kötü-davranışlı bürokrasi –tüm pozisyonlarını politik iliÅŸkileri, özellikle de yakın dönemdeki Stalinist Komünist Partisi’ndeki üyelikleri nedeni ile [elde eden] müfettiÅŸ ve yönetici güruhu– fabrikalara doluÅŸtu. İşçiler ise, savaşın kritik ilk birkaç ayında yıkıntılardan yarattıkları iÅŸletmeler üzerindeki kontrollerini kaybetmekten dolayı moral çöküntüsü içindeydiler ve sonuçta da üretim düştü.
DiÄŸer dallarda ise Katalan endüstriyel kendinden-yönetimi İspanyol Devrimi’nin tamamen çökertilmesine kadar devam etti. Ama temel pazarlarını kaybettiÄŸi, hammadde sıkıntısına düşüldüğü ve bunları satın almak için gerekli olan krediler hükümetçe durdurulduÄŸu için [endüstriyel üretim] geriledi.
Özetlemek gerekirse, yeni doğmuş olan İspanyol kolektifleri kısa bir süre içinde, kendi öncülerinin kanatlarını kıran ve içerdeki tepkilerle uzlaşan Cumhuriyet adına, klasik askeri metotlarla sürdürülen bir savaşın cübbesini [deli gömleğini,ing. strait jacket] giymeye zorlandı.
Kolektiflerin geriye bıraktığı dersler ise heyecanlandırıcıdır. 1938′de Emma Goldman bu nedenle onları şöyle yüceltmektedir: “Toprağın ve endüstrinin kolektifleÅŸtirilmesi tüm devrimci zamanların en büyük baÅŸarısı olarak karşımızda parıldamaktadır. Her ne kadar Franco kazansa da ve İspanyol anarÅŸistleri ortadan kaldırılsa da, baÅŸlattıkları bu fikir yaÅŸayacaktır.” 21 Temmuz 1937′de Barcelona’da, Federica Montseny alternatifleri ortaya koyduÄŸu bir konuÅŸma yaptı: “Bir yanda otoriteyi ve totaliter Devleti, devlet-güdümlü ekonomiyi ve tüm insanları militarize eden, Devlet’i devasa bir iÅŸverene, devasa bir giriÅŸimciye dönüştüren bir toplumsal organizasyon biçimini destekleyenler; diÄŸer yanda ise madenlerin, fabrikaların ve atölyelerin sendika federasyonlarında örgütlenmiÅŸ işçilerin kendisi tarafından iÅŸletilmesini [destekleyenler]“. İşte İspanyol Devrimi’nin ikilemi buydu, ama [bu] yakın gelecekte dünya üzerindeki sosyalizmin [ikilemi] haline de gelebilir.
I. DİPNOTLARI
26 Nisan 1922′de, KAPD Hollandalı ve Belçikalı muhalefet grupları ile birlikte “Komünist İşçiler Enternasyonali”ni kurdu.
27 İspanyol Confederacion Nacional del Trabajo (CNT, Ulusal Emek Konfederasyonu).
28 ÖrneÄŸin, Fransa’da Pierre Besnard’ı takip eden sendikacılar Confederation Generale du Travail Unitaire (CGT, komünistlerle uyumlu)’den ihraç edildiler ve 1924′de Confederation Genarale du Travail Syndicaliste Revolutionaire’i kurdular.
29 Kastilya ve Asturya, vb.’nde ise, sosyal-demokrat sendika merkezi, Union General de Trabajadores (UGT, Genel İşçi Sendikası) daha hakimdi.
30 CNT 1931′de, sadece endüstriyel federasyonun kurulmasına karar verdi. 1919′da bu, “saf” anarÅŸistler tarafından merkezileÅŸmeye ve bürokrasiye yol açacağı savı ile reddedilmiÅŸti; ama, sendikaların tek bir endüstride yoÄŸunlaÅŸması ile kapitalizmin yoÄŸunlaÅŸmasına cevap vermekte bir zorunluluk haline gelmiÅŸti. GeniÅŸ endüstriyel federasyonlar ancak 1937′de istikrarlı hale geldi.
31 Bakınız Sendikalarda Anarşistler [Anarchist in the Trade Unions]: Anarchism in Revolutionary Practice [Anonymoused]
32 Marksistlerin aksine, anarşistlerin reddettiği ara politik biçimleri ile karıştırmayınız.
33 CNT’nin baÄŸlı olduÄŸu The International Workers’ Association (IWA, Uluslararası İşçi BirliÄŸi), hükümete katılması ve bunun sonucunda verdiÄŸi tavizler nedeni ile anarko-sendikalist sendika merkezine [CNT'e] suçlamalarda bulunduÄŸu özel kongre toplantısını 11-13 Haziran 1937′de Paris’te yaptı. Bundan cesaretle, Sebastian Faure Le Libertarie’nin 8, 15 ve 22 Haziran sayılarında yayınlanan, “Ölümcül Meyil” adlı bir makale serisi yazdı. Bunlarda İspanyol anarÅŸistlerinin hükümete katılması sertçe eleÅŸtirilmekteydi. Bunlar CNT’yi kızdırmıştı ve IWA sekreteri Pierre Besnard’ın istifa etmesine yol açtı.
34 “Teori’de”, çünkü bu konuda köylüler arasında yasal davalar olmaktaydı.
35 Bu Partido Obrero de Unido Marxista (POUM, Marksist BirleÅŸik İşçi Partisi)’nin halktan anarÅŸistlerle birlikte polisle silahlı mücadeleye giriÅŸtiÄŸi -sonradan yenilerek, ezildiÄŸi- bir döneme denk gelmektedir (Fransızca’dan çevirenin notu).
Çevirenin Notları:
çn01 ahlâk kurallarına karşı gelen, yani burada Rus devriminin belirlediği ilkelerin dışında olan.
çn02 altar: kurban kesilen özel yüksek yer, sunak, kurban taşı.
çn03 (latince) halihazırda olmuş bir şey.
Daniel Guérin’in Hayat Hikayesi
Daniel Guérin 19 Mayıs 1904′de Paris’te doÄŸdu. Liberal burjuva ve Dreyfus yandaşı bir ailenin çocuÄŸuydu. Edebiyat, sanat ve müzik öğrenimi gördü. Ecole libre des sciences politique diploması aldı. Daha sonra, işçi hareketine katılması ile birlikte hem gazetecilik yapıp hem sayısız tarihi ve toplumsal yapıtın yazarı oldu. Yapıtlarında ana tema anti-faÅŸizm, anti-sömürgecilik, anti-militarizm, Fransız devriminin yeniden yorumu, anti-Stalinizm, anarÅŸizm vb.’dir.
Daniel Guérin ayrıca çok farklı etkinliklerde bulundu. Düzeltmenlik, sendikalararası bir komisyon sekreterliÄŸi, Théatre des Nations’da kültürel danışmanlık bunlardan birkaçıdır. Daniel Guérin yaÅŸamı boyunca sık sık yurdundan uzaklaÅŸtı; Almanya, Lübnan, Norveç, Antiller, vs.’de yaÅŸadı. Yapıtları birçok dile çevrilmiÅŸtir. Daniel Guérin 1988′de öldü.
Çeviri: Anarşist Bakış
İngilizce Orijinali: “Anarchism in the Spanish Revolution”
http://www.khaos.info/anarsizm/11354-ispanyol-devriminde-anarsizm/
Cevap Yaz