Ünlü ‘33 kurÅŸun’ vakası, Türkiye-İran sınırında asayiÅŸsizliÄŸin egemen olduÄŸu yıllarda meydana gelmiÅŸti. Olayın suçlusu sayılan orgeneral Mustafa MuÄŸlalı, yaÅŸamını cezaevindeyken kaybetmiÅŸti.

Olayın üzerinden 60 yılı aÅŸkın zaman geçti. Ve geçtiÄŸimiz hafta gazetelerde iki satırlık bir haber: “Van’ın Özalp ilçesindeki jandarma sınır taburunun adı Mustafa MuÄŸlalı Kışlası oldu.”
İmam-hatip tartışmaları arasında fazla dikkat çekmedi bu. Sadece Kürt çevrelerinde, yaÅŸananları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin günümüz ÅŸartlarında onayladığı ve hatırlatmak istediÄŸi yorumlarıyla duyuruldu.
Gerçek ‘Mustafa MuÄŸlalı Olayı’ diye bilinen hadisenin mahiyeti itibarıyla ordu tarafından onaylandığı, yani yapılanların doÄŸru ve isabetli bulunduÄŸu olamaz. Zira hadise her yönüyle Türk ordusunun geleneklerine aykırı. Dolayısıyla bu isimlendirme kararı olsa olsa o tarihte yaÅŸananların bir orgeneralin idama mahkûm edilip cezaevinde kahrından ölmesini askerin hâlâ içine sindirememiÅŸ olduÄŸunu gösterir. DoÄŸuda terör dalgasının olanca ÅŸiddetiyle vurmaya devam ettiÄŸi dönemde yeterince atak ve kararlı hareket etmedikleri için eleÅŸtirilen komutanların, özel tim sorumlularının “Gün olur devran döner, yarın ikinci bir Mustafa MuÄŸlalı olmak istemeyiz” cevaplarını unutmadık. Orgeneral MuÄŸlalı’nın adı o gün bugün silahlı kuvvetlerin subay kadrosunun ÅŸuuraltında hâlâ bir simge.
Peki ne olduydu Özalp’te? Ona gelelim.

Koyunları kim çaldı?
Türk-İran hududunun kaçakçılık ve çapulculuÄŸa bugünkünden daha açık olduÄŸu yıllardan söz ediyoruz. DoÄŸuda ardı ardına yaÅŸanan Kürt ayaklanmalarına iliÅŸkin anıların taze olduÄŸu, İran Kürtlerinin isyan edip Mahabat Cumhuriyeti’ni kurduÄŸu, SSCB’nin Kürtler üzerindeki nüfuzunun dorukta olduÄŸu yıllar.
Sınırın İran tarafındaki Kürt aÅŸiretlerine mensup kiÅŸilerin sıklıkla Türk topraklarına girip çapulculuk yaptıkları, köylere zarar verip sürüleri çaldıkları haberleri üzerine Van ValiliÄŸi zamanın İçiÅŸleri Bakanı Recep Peker’in de onayıyla gizli bir karar alır. Askeri birliklerin her ne vesileyle olursa olsun İran’a geçip orada takip yapması Ankara’nın başını aÄŸrıtacağı için, bölgede jandarmanın kontrolunda, askerlerden oluÅŸmayacak, Türkiye Cumhuriyeti devletiyle resmen iliÅŸkisi gözükmeyecek ÅŸekilde bir çete kurulacak ve bu grup çapula karşı misilleme yapacaktır. Aslında onay falan aramaksızın Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel çok önceden çeteyi kurmuÅŸtur zaten. İçiÅŸleri Bakanlığı’nın izniyle devlet arkadan istim basar sadece. İddia edilir ki kaymakamın maksadı hudut güvenliÄŸini saÄŸlamak deÄŸil maddi çıkar saÄŸlamaktır, hatta bu amacı doÄŸrultusunda kendisine yandaÅŸ ve ortaklar da bulmuÅŸtur.
Özalp Jandarma Kumandanı yüzbaşı ve Hudut Tabur Kumandanı binbaşı kaymakamla birliktedir. Binlerce koyun ya da inekten oluşan aşiret reislerine ait hayvan sürülerinin gasbından söz ediyoruz.
Ankara izni verir vermesine ama ardından da panikleyip iptal eder. Van ValiliÄŸi Özalp Kaymakamı’na çetenin dağıtılması emrini tebliÄŸ eder ama atı alanın Üsküdar’ı geçtiÄŸi ana denk gelir bu. Kaymakam duymamazlıktan gelir. Zira hududun öte yakasında el konulan koyunların bir kısmı çeteyi oluÅŸturan sivil köylülere bırakılmakta, bir kısmı da ‘hayvanların satışından elde edilecek gelirle silah, cephane ihtiyacının karşılanması’ maksadıyla kaymakamın uhdesinde bırakılmaktadır.
Olayları tetikleyen gaspın İran tarafındaki Mehmedi Misto adındaki bir aÅŸiret reisinin 2 bin koyununa el konulması olduÄŸu söylenebilir. Türk dostu olarak tanınan, Rus iÅŸgali sırasında Türklerden yana tavır aldığı, hatta Kürt isyanları sırasında Ankara’ya istihbarat desteÄŸi verdiÄŸi bilinen bir aÅŸirettir Mistolar.
Mehmedi Misto hayvanlarını kimin gasp ettiÄŸinin farkındadır ve doÄŸrudan Özalp Kaymakamı’na mektup yazar, “Gasp edilen hayvanlarımı bana geri verin. Ricamı kabul etmezseniz ben hayvanlarımı aynı usulle geri almasını bilirim, ama Türk hükümetinin haysiyeti rencide olur” der. Kaymakam bu mektuba Misto’yu yatıştıracak cevap vermek yerine aÅŸiret reisine, “Gelip karını da koynundan alırız” diye haber yollar. 1943 Temmuz’unda Mehmed Misto’nun adamlarını toplayıp Türk hududunu aÅŸması ve birbuçuk kilometre içeri girip Özalp halkına ait 500′e yakın koyunu gasp etmesiyle tırmanır olay… Kaymakam ve etrafında kümelenen çete böyle bir baskının Türkiye tarafında yardımcılar bulunmadan gerçekleÅŸtirilemeyeceÄŸini düşünerek harekete geçmeye karar verir, ancak askeri harekâta gerekçe olmak üzere Van ValiliÄŸi’ne, “Rus askerleri Özlap yakınlarına kadar geldi” diye ÅŸifreli bir telgraf çekerler. Aynı mealde bir rapor ordu kumandanlığına da iletilir.

Milalengiz köylüleri
Baskının öcünü almak için kaymakam ve çevresinde kümelenen kadro ne yapacaklarını planlarken Rıfat adında bir arzuhalci, İranlıların iÅŸbirliÄŸi yaptığı kiÅŸilerin arandığını duyup fırsattan istifade arazi ihtilafı bulunan Milalengiz köylülerini ihbar eder. “Misto’ya adlarını vereceÄŸim 40 kiÅŸi yardım etti” der. Kaymakam hemen bu isim listesini alır ve validen ‘tutuklanmalarına izin’ ister. Köylüler apar topar içeri alınır. Ancak sevk edildikleri Özalp Sulh Ceza Mahkemesi içlerinden sadece beÅŸ kiÅŸiyi, kaymakamı küçük düşürmemek için tutuklar. Ancak bu sırada yangın bacayı sarmış “Özalp’e Rus askerinin girdiÄŸi” haberi üzerine Ankara ayaklanmıştır. Genelkurmay hemen 3. Ordu Kumandanı Mustafa MuÄŸlalı’ya bölgeye gitmesi emrini verir. İçiÅŸleri Bakanlığı da hem birinci genel müfettiÅŸini hem de jandarma komutanını Özalp’e yönlendirir. Tedbir çetenin maksadını aÅŸmış çığın fitilini ateÅŸlemiÅŸtir ama o andan sonra olacakları durdurmaya yerel yöneticilerin gücü yetmez.

PaÅŸa’nın profili
Birinci Dünya Savaşı’nda her cephede harp etmiÅŸ, iÅŸgal yıllarında Ankara’ya ‘Yavuz Grubu’ adı altında istihbarat ve cephane akıtan gruba komuta etmiÅŸ, Menemen ayaklanması sonrasında kurulan İstiklal Mahkemesi’ne baÅŸkan arandığında ilk akla gelmiÅŸ kiÅŸidir orgeneral Mustafa MuÄŸlalı.
Özalp’te hem kaymakam hem de yerel komutanlar sertliÄŸiyle tanınan generalin hışmından korkup ona bir isyan ve iÅŸgal tablosu çizerler. Vatanın elden gitmesine hâkim dahil sivillerin sessiz kaldığını, ortada gizliden gizliye yürütülen planlı bir ihanetin var olduÄŸunu anlatırlar paÅŸaya. Ve “Bunları yargılamaya lüzum yok, infaz etmemiz gerek. Silahtan baÅŸka dilden anlamaz bunlar. GevÅŸek davranırsak hududun öbür tarafında tetikte bekleyenleri yüreklendiririz” derler.

Tekrar gözaltı emri
Paşa onları dinledikten sonra mahkemenin serbest bıraktığı 35 kişinin tekrar gözaltına alınması emrini verir. Biri kadın, biri 11 yaşında çocuk, ikisi askerden izinli gelmiş 33 kişi bulunur. İki kişi firar etmiştir.
İçiÅŸleri Bakanlığı’nın müfettiÅŸi Avni DoÄŸan, tutuklularla görüşüp onların suçsuzluÄŸunu anlar ama MuÄŸlalı, yerel yönetici kaymakam ve subaylardan gelen, “Bunlar bizim ordunu nasıl ve nerede konuÅŸlandığını Ruslara bildirerek casusluk da yapıyorlar” bilgisinin doÄŸruluÄŸuna kanidir.
Onun için İçiÅŸleri Bakanlığı müfettiÅŸinin kulağını büker: “Karışma, yoksa seni kırbaçlatırım.” Ardından da Özalp’ten ayrılır PaÅŸa. Ama geride, “Bu kiÅŸileri hududa götürülerek kendilerinden bilgi alınmasını, İran hududunun çapulcuların kimseye görünmeden geçilmesine elveriÅŸli noktalarının öğrenilmesini faydalı buluyorum. Bu adamların her an kaçmalarının mümkün olduÄŸu göz önüne alındığında askerlerin uyanık bulunması ve gerektiÄŸinde silah kullanılması ÅŸarttır” mealinde bir resmi yazı bırakarak. Mustafa MuÄŸlalı paÅŸanın bu yazının bir tür ölüm emri olduÄŸunun farkına varmadığı söylenemez. Nitekim daha sonra yapılan yargılama sırasında askeri mahkeme de böyle algılar emri. Ve orgeneral muhtemel ki elini kana bulamayı istemediÄŸi için apar topar terk eder Özalp’i. Yerel yöneticilerin, “PaÅŸam siz sıkıntıya girmeyin biz hallederiz” dedikleri düşünülebilir.

30 Temmuz 1943
Teferruatını anlatmak acı verir. 30 Temmuz 1943 günü gece yarısından sonra tutuklular jandarma tarafından cezaevinden alınıp hudut taburu komutanına teslim edilir. Komutan tutuklular arasında bulunan bir kadını kimseye sormadan serbest bırakır, kalan 32 kişiyi Çilli Gediği denilen hududa yakın bölgeye götürür. Hepsinin elleri bağlıdır. Bir işaret mangasının havaya ateş açmasından sonra iki manga da kafilenin üzerine ateş açar.
Olaydan sonra tutulan tutanaklarda saldırıya uğranıldığı, saldırganlara açılan ateş neticesi 32 şakinin öldürüldüğü bilgisi yer alır.
Bir not daha… Rus casusu oldukları ve İranlı çapulculara yataklık ettikleri kuÅŸkusuyla daha önce tutuklanan 5 kiÅŸi sevk edildikleri Van Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamaları sonucu beraat ederler.
Olayın Ankara’da duyulmasından sonra tartışmaların baÅŸladığı biliniyor. Ancak CHP iktidarının Demokrat Parti baskısını hissettiÄŸi 1946 seçimlerine kadar olayı örtbas ettiÄŸi de. Seçimden sonra muhalefetteki DP’nin baskısıyla verilen soruÅŸturma emri neticesi Mustafa MuÄŸlalı 1949′da askeri mahkemede yargılandı ve 32 kiÅŸinin öldürülmesinden sorumlu bulunarak idama mahkûm edildi. Ancak daha sonra Yargıtay kararı bozup orgeneralin cezasını 20 sene ağır hapse indirdi. MuÄŸlalı paÅŸa astları tarafından kandırılmışlığın kahrıyla 1951 yılı sonunda cezaevinde öldü.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=116496